Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

Şükran Tümenci Gök, “Adalet olmadan, gelecek olmaz!”

şükran tümenci gök

Saadet Partisi (SP) Manavgat İlçe Kadın Kolları Başkanı Şükran Tümenci Gök, “Toplumsal huzur için helalleşme, normalleşme ve ortak aklı önceleyen bir siyaset anlayışını benimsiyoruz” dedi.

Saadet Partisi (SP) Manavgat Kadın Kolları Başkanı Şükran Tümenci Gök, haftalık olağan basın açıklamasında sosyal, ahlaki ve vicdani çürümeyle ilgili partisinin görüşlerini basın mensuplarıyla paylaştı.

SP Manavgat Kadın Kolları İlçe Başkanı Şükran Tümenci Gök’ün açıklamalarında öne çıkan satır başları şöyle:

Son günlerde ülkemiz gündeminde yer alan sosyal ve kültürel hayatta karşımıza çıkan ahlaki çöküş maalesef ki sosyal çürümenin ulaştığı noktaları bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bir yandan Siyonist Epstein olayının dünyada oluşturduğu ahlak ve etik konularında başlattığı sorgulama hali diğer yandan ülke dinamiklerinde yaşanan kırılmalar Saadet Partisi Manavgat Kadın Kolları olarak bizleri sosyal, ahlaki ve vicdani çürümeyle ilgili konularda düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşmaya sevk etmiştir.

“Liyakat ilkesi zedelendi”

Maalesef ki başta Manavgat ve ülkemizde yaşanan liyakat ilkesinin zedelenmesi, şeffaflık ve hesap verebilirliğin kaybolması, hukuk ve adalet mekanizmalarının güven üretme kapasitesini yitirmesiyle sosyal çürüme her geçen gün derinleşmektedir. Siyasetin ahlâkî zeminini kaybederek kazanma ve iktidar olma arzusuna yoğunlaşması, medyanın hakikat yerine sansasyon üretmesi ve siyasetin kutuplaşma üzerinden yeniden şekillenmesi sosyal çürümeyi hayatın olağan akışı içerisine yerleştirmiştir.

“Kadının Kurucu rolü zayıfladı”

Kadının toplumsal hayattaki kurucu rolünün zayıflaması, ailenin taşıyıcı kolon olmaktan uzaklaşması ve gençlerin anlam ile aidiyet krizleri yaşaması, aile kurumunun zayıflaması, sosyal çürümenin hem nedeni hem de görünür sonucu olarak öne çıkmaktadır.

Saadet Partisi Manavgat Kadın Kolları olarak sosyal çürümenin temel nedenleri arasında ahlâkî değerlerin zayıflamasının yer aldığına inandığımızı belirtmeliyiz. Adalet, dürüstlük, sorumluluk ve merhamet gibi toplumsal düzeni ayakta tutan değerlerin aşınması, nefsi ve çıkar odaklı davranışları yaygınlaştırmakta, toplumu pasif hale getirmektedir.

“Eğitim, salt akademik başarıya indirgendi”

Özellikle LGS, YKS gibi sınavların etrafında şekillenen eğitimin salt akademik başarıya indirgenmesi, ahlak ve karakter gelişimini ikinci plana itmektedir. Ayrıca gelir adaletindeki dengesizlik ve hukuka olan güvenin azalması, toplumsal normlara uyumu zayıflatarak sosyal çözülmeyi hızlandırdığı yadsınamaz. Medya ve sosyal medya kültürünün şiddet, tüketim ve eğlence odaklı içerikleri yaygınlaştırması sosyal çürüme sürecini besleyen unsurlar arasında olduğunun altını çizmeliyiz. Özellikle ahlaki değerlerin aşınması, doğruluk, sorumluluk ve dayanışma gibi değerlerin bağlayıcılığını yitirmesi, toplumsal düzeni zedelediği herkesçe bilinmekteyse de gerekli önlemler alınmamaktadır. Aile kurumunun zayıflaması, değer aktarımının kesintiye uğramasına ve kuşaklar arası bağların kopmasına yol açması sistematik bir soruna dönüşmüştür. Bu sürecin önlenebilmesi için değer temelli eğitim politikalarının geliştirilmesi, aile kurumunun güçlendirilmesi ve adalet duygusunun toplumsal düzeyde yeniden tesis edilmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

“Boşanma oranlarındaki artış korkutucu”

Boşanma oranlarındaki artış, evlilik yaşının yükselmesi, aile içi iletişimin zayıflaması ve ekonomik baskılar; ailenin işlevlerini yerine getirmesini zorlaştırmaktadır. Bu durum, kuşaklar arası değer aktarımını sekteye uğratmakta ve toplumsal sürekliliği zayıflatmaktadır. Bireylerin birbirine, kurumlara ve geleceğe duyduğu güvenin zayıflaması; dayanışma kültürünü ve toplumsal güveni aşındırmaktadır. Bununla birlikte siyasi, kültürel ve yaşam tarzı temelli kutuplaşma; toplumu “biz” ve “onlar” şeklinde keskin ayrımlara sürüklemektedir. Bu noktada toplumsal çürüme, yalnızca sosyal ilişkilerin değil; ortak bir gelecek tahayyülünün de çözülmesi anlamına gelmektedir.

“Toplumsal çürüme, kurumları da çürüttü”

Toplumsal çürüme maalesef ki kurumlarında çürümesine ortam hazırlamıştır. Nitekim kurumların bugün geldiğimizde noktada kural koyucu olma veya bunu benimsetme görevi hem zayıflamış hem de güven verme, adaleti sağlama misyonunu da yitirdiği görülmektedir. Kurumsal çürüme, bireysel ve toplumsal çürümenin hem sonucu hem de hızlandırıcısıdır.

Liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik esas alınmadan kurumlara duyulan güven yeniden tesis edilemez. Devlet kurumlarında şeffaflık ve hesap verebilirlik esas olmalıdır. Saadet Partisi olarak; ahlakı önceleyen, adaleti tesis eden, emeği yücelten ve umudu büyüten bir Türkiye için kararlılıkla mücadele ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki adalet olmadan huzur, ahlak olmadan gelecek olmaz. Siyasette ayrıştırmayı değil birleştirmeyi, kutuplaştırmayı değil kucaklaşmayı esas alıyoruz. Hiçbir vatandaşın kimliği, inancı, dünya görüşü veya hayat tarzı nedeniyle baskıya uğramadığı bir toplumsal düzeni taahhüt ediyoruz. Toplumsal huzur için helalleşme, normalleşme ve ortak aklı önceleyen bir siyaset anlayışını benimsiyoruz.

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.