
"İnsan yalnızca susturularak değil, sürekli oyalanarak da düşünmekten uzaklaştırılabilir."
İnsanlık tarihi boyunca düşünmek kolay olmadı. Çünkü düşünmek, insanın kendisiyle yüzleşmesini gerektirir.
Sorular sormasını… Şüphe etmesini… Yanıldığını kabul etmesini… Acıyı anlamlandırmasını…
Kısacası düşünmek, zihnin konfor alanından çıkması demektir. Belki de bu yüzden her çağ, insanı düşünmekten uzaklaştıracak kendi yöntemlerini üretti.
Bir dönem korku susturdu. Bir dönem sansür susturdu.
Bugün ise çok daha zarif bir yöntem var. Eğlence.
Elbette eğlenmek insanın en doğal ihtiyaçlarından biridir. Gülmek, oyun oynamak, dinlenmek ve hayatın yükünü hafifleten anlar yaşamak sağlıklı bir yaşamın parçasıdır. Sorun eğlencenin varlığı değildir. Sorun, eğlencenin hayatın merkezine yerleşmesidir.
Bugün yalnızca boş zamanlarımızı eğlenceyle doldurmuyoruz. Boşluk hissimizi de onunla örtmeye çalışıyoruz.
Canımız sıkıldığında bir video açıyoruz. Sessizlik çöktüğünde telefona uzanıyoruz. Beklerken ekranı kaydırıyoruz. Üzülünce yeni içerikler tüketiyoruz. Düşünmeye başlayacak gibi olduğumuz anda dikkatimizi başka bir yöne çeviriyoruz.
Sanki modern insanın en büyük korkusu acı değil. Kendi iç sesiyle baş başa kalmak. Oysa insan, en önemli kararlarını kalabalıkların içinde değil; sessizliğin içinde verir.
Bir vicdan muhasebesi gürültüde yapılamaz. Bir hayatın anlamı bildirim sesleri arasında keşfedilemez.
Bir insan kim olduğunu, sürekli başkalarının hayatına bakarken anlayamaz. Ne var ki çağımız sessizliği verimsizlik olarak görüyor. Boş durmayı zaman kaybı sayıyor. Can sıkıntısını hemen giderilmesi gereken bir arıza gibi sunuyor.
Oysa psikoloji bize başka bir şey söylüyor.
İnsan zihni, yaratıcı fikirlerini çoğu zaman hiçbir şey yapmadığını zannettiği anlarda üretir. Hayal kurmak, zihnin boş kaldığı zamanlarda mümkün olur. Derin düşünceler, aceleyle değil; bekleyerek olgunlaşır.
Fakat bugün beklemek neredeyse unutulmuş bir eylem hâline geldi. Bir dakikalık kuyruk uzun geliyor.
İki saatlik yolculuk sıkıcı geliyor. Bir kitabın ilk elli sayfası sabır istiyor diye yarım bırakılıyor.
Her şey hızlanırken insanın iç dünyası aynı hızla ilerleyemiyor. Çünkü ruhun kendine ait bir ritmi vardır. Onu hızlandıramazsınız. Bir ağacın köklenmesi gibi, düşünce de zaman ister.
Ne var ki eğlence endüstrisi tam tersini vaat ediyor. "Düşünme." "Hissetme." "Sadece oyalan." Çünkü oyalanan insan tüketmeye devam eder. Dikkati sürekli dağılan insan sorgulamaya daha az zaman ayırır. Sorgulamayan insan ise içinde bulunduğu düzeni değiştirmek istemez. İşte bu yüzden mesele yalnızca bireysel değildir. Toplumsaldır.
Düşünmeyen toplumlar yalnızca daha az bilgi üretmez. Daha az vicdan; Daha az sanat; Daha az bilim; Daha az cesaret üretir. Çünkü bütün büyük dönüşümler, bir insanın durup şu soruyu sormasıyla başlamıştır: "Ya bildiklerim eksikse veya yanlışsa?"
Bugün bu soruyu soracak kadar uzun süre durabiliyor muyuz? Yoksa her rahatsız edici düşüncenin üzerine yeni bir video, yeni bir haber, yeni bir paylaşım mı örtüyoruz?
Belki de çağımızın en büyük trajedisi yalnızlık değildir. Düşünmenin yalnızlaşmasıdır.
Derin bir kitap okuyan insan yalnız hissediliyor. Saatlerce tek bir konu üzerine çalışan kişi "çağın gerisinde" görülüyor. Sessizliği seven insanlar "asosyal" diye etiketleniyor.
Oysa insanlık tarihinin en büyük filozofları, bilim insanları, sanatçıları ve düşünürleri; kalabalıklardan çok, sessizlikle dost olmuş insanlardı. Çünkü hakikat çoğu zaman alkışların yükseldiği yerlerde değil, sessizliğin derinliklerinde duyulur.
Bugün çocuklarımızın dikkat süresi kısalıyor. Gençler aynı anda birçok şeye bakıyor ama giderek daha az şeye gerçekten odaklanabiliyor. Yetişkinler ise yorulduklarını düşünüyor. Belki de yorgun olan bedenleri değil. Hiç dinlenemeyen dikkatleri… Hiç sessiz kalamayan zihinleri… Ve sürekli oyalanan ruhları…
Belki de modern insanın yeniden öğrenmesi gereken ilk şey üretmek değildir. Durabilmektir.
İkinci şey daha çok konuşmak değildir. Dinleyebilmektir.
Üçüncü şey ise daha fazla eğlenmek değildir. Düşünmekten korkmamaktır.
Çünkü insanı diğer canlılardan ayıran yalnızca konuşabilmesi değildir. Kendi düşüncelerini sorgulayabilmesi, yanlışlarını fark edebilmesi ve hayatına anlam katacak sorular sorabilmesidir.
Eğlence hayatı güzelleştirir. Ama düşüncenin yerini aldığında, insanı fark ettirmeden sığlaştırır. Ve belki de gelecekte bizi en çok tehdit edecek olan şey, düşünecek zamanımızın olmaması değil;
Düşünmeye artık ihtiyaç duymayan bir toplum hâline gelmemiz olacaktır.

