Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

Manavgat’ta “Anlamak” ve Bir Duruşun Anatomisi

mehmet çiçek

Akdeniz insanı sıcakkanlıdır, canı tezdir. Yaşanılan bir sorun karşısında gözünü budaktan sakınmaz; körlemesine değil ama çözmek için sorunun tam da üstüne üstüne gider. Dalgaların kıyıyı dövmesi gibi, haksızlığın ve karmaşanın karşısında durulmayı demez, kabuğuna çekilmez.

Yeryüzünün en bereketli topraklarından olan Akdeniz coğrafyası, Anadolu’nun kadim zenginlikleriyle yüklüdür. Özellikle Manavgat; farklı bir dokuyu, farklı bir iklimi ve rengârenk kültürleri bağrında barındırır. Dağları, ovaları binbir çeşit bitkiyle; barajları, akarsuları ve nehirleriyle akıp giden canlı bir organizmadır bu kent. Bazen bir ses, bazen bir söz öbeği dolaşır yanı yöreyi; kulaktan kulağa yayılır ve büyütür hafızayı gitgide.

"Anlamak Yasak Değil Benim Ülkemde, Anlatmak Yasak..."

Fakat şairin, “… Anlamak yasak değil benim ülkemde, anlatmak yasak…” dediği gibi; bu topraklarda bazı sözler, henüz akla düştüğü o ilk anda bile direnişçidir. Gerçeği haykırmak, rüzgâra karşı yürümeyi göze almaktır.

Manavgat Belediyesi’ne yönelik operasyonlar dalga dalga gelip kenti bir belirsizlik girdabına sürüklediğinde, adeta bir turnusol kağıdı işlevi gördü bu süreç. Herkes sorumluluktan kaçarken, konfor alanını terk etmek istemezken; tek bir isim kendi rahatını, sosyal hayatını ve huzurunu bir kenara bırakarak elini taşın altına koydu ve net bir sesle haykırdı: “Ben varım!”

Birden Fazla Cephede Savaşım Vereceğini Biliyordu

Av. Mehmet Çiçek, belediye başkan vekilliği koltuğuna oturacağında birden fazla cephede savaşım vereceğini çok iyi biliyordu. İktidar cephesinden gelebilecek her türlü siyasi ve idari baskıya karşı, cephanesindeki hukukçu kimliğiyle mücadele edebilecek reflekse de bilgiye de sahipti. Ancak asıl büyük sınav içerideydi: Belediye bünyesinde yıllardır çöreklenmiş kemikleşmiş bir yapı ile mensubu olduğu partinin teşkilat dinamikleri arasında o dengeyi ve uyumu sağlayabilecek miydi?

Nitekim koltuğuna oturur oturmaz, asıl direnç gösterilmesi ve mücadele edilmesi gereken odakların dışarıda değil, "kendi insanları" arasında olduğunu görmek canını sıktı. Çomak soktuğu tekerlek, alışılagelmiş düzenin ta kendisiydi. Ancak o, bu olumsuzlukları bir yenilgi gerekçesi yapmadı. Zaman ve sabır denen o sihirli iki kelimenin kilometre taşlarını, sessizce ama inançla yüreğine işledi.

Hiçbir yeterliliği ve vasfı olmayan, yalnızca siyasi rüzgârları arkasına alarak bir noktalara gelmiş insanların beynini kontrol etmesine, onu bir kukla gibi yönetmesine asla izin vermedi.

"Yapamıyor, Yönetemiyor" dediler

Hemen karalama kampanyaları başladı: "Siyasetçi değil" dediler, "Yapamıyor, yönetemiyor" diye fısıldadılar köşebaşlarında. Olumsuzluk içeren ne kadar sıfat varsa, bir ceket gibi üzerine giydirmeye çalıştılar. O ise asil bir sessizliği seçti; hiçbir ucuz eleştiriye, hiçbir siyasi polemiğe cevap vermedi. Bu vakur duruşu korkaklığına, kifayetsizliğine yormaya kalkanlar oldu. Oysa onun efendiliğinden, asaletinden ve devlet terbiyesinden sustuğundan bahsetmeyi işlerine gelmediği için es geçtiler.

İşte bu sessiz geçiş süreci, ona ustalaşması için ihtiyacı olan o kıymetli zamanı verdi. Kamu yönetiminde adalet sancağını açtı; adam kayırmacılığa, ahbap-çavuş ilişkilerine son verdi. Yasal ve hukuki zemini olmayan, kamu yararı taşımayan hiçbir evrakın altına –arkasında kim olursa olsun– imzasını koymadı. Yasaları esneterek iş görme devrini kapattı.

Süslü, içi boş projelerle göz boyamak yerine gerçekçi bir hedef seçti: Görev yaptığı sürece Manavgat Belediyesi’nin kamburu olan borçları bitirmek ya da en az seviyeye indirmek. Mali disiplini sağlamak, geleceği kurtarmaktı çünkü.

Bugün Mehmet Çiçek, önüne koyduğu hedeflerin istikametinde emin, sarsılmaz adımlarla yürüyor. Manavgat’ın en gri, en umutsuz anında varlığını ve gövdesini ortaya koyarak bu kentte yaşayan insanların ve en nihayetinde partisinin umudu oldu.

Biz O'nun Yerinde Olsak Acaba Ne Yapardık?

Şimdi bize düşen, bu umudun köreltilmesine, kişisel hırslara kurban edilerek yok olup gitmesine izin vermemektir. Bir an olsun kendinizi Mehmet Çiçek’in yerine koyun ve empati yapın. Kendinize şu soruyu sorun: Biz onun yerinde olsaydık acaba ne yapardık?

Eğer yapabileceklerimiz sınırlıysa, önümüzde aşılması güç barikatlar ve engeller varsa, geriye tek bir asil eylem kalıyor: Anlamak! Duruşu, niyeti ve harcanan emeği anlamak...

Tıpkı usta şairin o ölümsüz dizelerinde bıraktığı miras gibi:

"Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı."

 

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.