
Aslında bu yaşadıklarımı paylaşmayı hiç düşünmüyordum. Ancak günlerdir yüzlerce telefon ve mesaj alıyorum. Hâlâ durumu duymayan çok fazla insan olduğunu da biliyorum. Yaşadıklarımı sokakta, bir başkasından ya da kulaktan dolma bilgilerle öğrenmenizi istemedim. Bu yüzden süreci kendi ağzımdan anlatmak, içimi sizlere açmak istedim.
Bazen hayat, insanın bütün planlarını tek bir sabahın içine sığdırıveriyor…
Hayat bana hiçbir şeyi kolay vermedi. Ama bana bir şeyi hep çok iyi öğretti: İnsan biriktirmeyi…
Bir Dünya Turu ve Değişen Hayatım
Yaklaşık 15 gün önce, ömrüm boyunca unutamayacağım bir yolculuğa çıktım. Aslında bu yolculuk kafamda çok daha önce başlamıştı. Tek bir hayalim vardı; Dünya Kupası’nda Ay-Yıldızlı bayrağımızın peşinden gitmek, Türkiye Milli Takımı’nı tribünlerde coşkuyla desteklemek. Biletlerimizi aldık, hayallerimizi kurduk. Ama futbolun kaderi farklı yazıldı ve milli takımımız turnuvaya veda etti.
O an içimde başka bir hayal, başka bir rota doğdu. Yıllardır dünyanın neredeyse her kıtasına ayak basmaya çalışan birisi olarak; dünyayı hiç yön değiştirmeden dolaşıp, yeniden Türkiye’ye ulaşmak istedim. Los Angeles, Hawaii, Tokyo ve yeniden Türkiye… Belki birçok kişi için bu sadece bir uçuş rotasıydı ama benim için çok daha büyük bir anlam taşıyordu. Çünkü ben hep şuna inandım: En batı, yani medeniyetin asıl merkezi yine Türkiye’dir. Çünkü medeniyet de, özlem de, eve dönüş de bu topraklarda başlar.
Dünyayı 360 derece dönüp yeniden ülkeme ulaştığım gece, tarifsiz bir mutluluk ve gurur yaşıyordum. Ancak aynı gecenin sabahında aniden başlayan göğüs ve sırt ağrısı, hayatımın yönünü tamamen değiştirdi.
"Sedyeler, Koşuşturan İnsanlar ve O Dost Eli..."
İlk aklıma gelen şey, Hawaii’de yaptığım paraşüt atlayışı oldu. “Herhalde kaslarımı zorladım” diye düşündüm. Oysa vücudum bana bambaşka, çok daha ciddi bir şey anlatmaya çalışıyormuş. Nefes alamamaya başlayınca acilen hastaneye gittim.
Sonrası; sedyeler, telaşla koşuşan insanlar, gözlerimin yavaş yavaş kararması, başımı tutan güvenli bir dost eli ve ardından yüzleştiğim o soğuk gerçek: Kalp krizi geçiriyordum…
İnsan ölümle yüzleştiğinde, zamanı bambaşka bir boyutta yaşamaya başlıyor. İlk müdahalenin ardından gözlerimi açtığımda belki konuşamıyordum ama duyuyor, görüyor ve hissediyordum. Çevremdekiler belki beni boş gözlerle bakıyor sanıyordu ama ben gözleri dolu dolu bana bakan o güzel abilerimi, kardeşlerimi görüyordum. Sessizce dua edenleri, koridorda umutla bekleyenleri, beni kaybetmekten korkan dostlarımı hissettim. O an bir kez daha anladım ki; bu dünyada bırakabileceğiniz en büyük miras mal mülk değil, gönlüne dokunabildiğiniz insanlarmış.
Manavgat'tan İstanbul'a Uzanan Yaşam Mücadelesi
Beni hiç vakit kaybetmeden ameliyata alan kıymetli Ayetullah Hocama, Fatma Hocama, tüm ameliyat ekibine ve elbette Manavgat Akdeniz Hastanesi yönetimi ile çalışanlarına ömrüm boyunca minnettar kalacağım. Saatler süren operasyon boyunca onlar sadece bir hastayı değil, bir hayatı yeniden ayağa kaldırmak için mücadele ettiler.
O zorlu operasyon sırasında hocamla konuşurken ona bir söz verdim: “Hocam, bir gün birlikte uçaktan atlayacağız.” Merak etmeyin hocam, o sözüm hâlâ geçerli. İnşallah tamamen iyileştiğim gün birlikte gökyüzüne çıkacağız.
Aynı gün içerisinde, 45 dakika arayla iki ayrı operasyona alındım. Yaklaşık 4,5 saat süren bu zorlu mücadelenin sonunda yeniden hayata tutundum. Belki de bugün bana verilen ikinci hayatı yaşıyorum. Belki de henüz bu dünyada tamamlamam gereken işler olduğu için bana bir şans daha tanındı.
Operasyon sırasında ve sonrasında gözlerim tam seçemese de, o koridorları dolduran insanları ömrüm boyunca unutmayacağım. Hastane bahçesinde sabahlayanları, kıpkırmızı tişörtleriyle zafer işareti yapan ülkücü ağabeylerimi, iş yerlerini bırakıp koşanları, sessizce dualara sığınanları…
Hocamın süreç devam ederken bana söylediği şu cümleyi de hafızama kazıdım: “Edge… Sen nasıl seviliyormuşsun böyle? Türkiye’nin her yerinden telefon geliyor. Bir tek Cumhurbaşkanı aramadı.”
Ben bunu hiçbir zaman kendi egom veya şahsım adına bir övünç kaynağı olarak görmedim. Çünkü ben o an sadece hekimlerimizin ellerine emanet edilmiş bir hastaydım. Asıl güzel, asıl kıymetli olan; dışarıda benim için çarpan kalplerin, beni bekleyen dostlarımın, arkadaşlarımın, ailemin ve sevenlerimin varlığıydı.
Beş günün ardından hastaneden taburcu oldum. Biraz dinlendikten sonra, süreci başından sonuna kadar yakından takip eden kıymetli Doç. Dr. Asım Enhoş Ağabeyimin davetiyle İstanbul’a gittim. İstanbul’da yarım kalan operasyonum da başarıyla tamamlandı. Bugün dönüp aynaya baktığımda gönül rahatlığıyla şunu söyleyebiliyorum: Kendimi belki de 20 yaşımdaki halimden bile daha güçlü hissediyorum.
Hayatın Gerçek Zenginliği
Bu yaşadıklarımdan sonra bir şeyi çok daha iyi öğrendim: İnsan, en çok düştüğünde etrafına bakmalı. Çünkü o gün yanında, arkanda kim varsa; hayatının gerçek zenginliği de odur.
Evet, bu yazıyı okurken şok olacak, durumumu yeni duyacak dostlarım da var mutlaka.
Fakat bu süreçte sadece sevgiyi değil, hayatın diğer yüzünü de gördüm. Makamları emanet değil de kendi mülkü sananları, birilerinin omuzlarında yükselip oturduğu koltuğun ağırlığını taşıyamayanları, küçücük bir “Geçmiş olsun” demeyi bile gururuna yediremeyenleri de gördüm. Varsın öyle olsun… Çünkü kin insanı yok eder, sevgi ise büyütür. Ömür dediğimiz şey, kaç yıl yaşadığımız değil; geride kaç kalpte yer edinebildiğimizdir.
Dualarıyla, mesajlarıyla, telefonlarıyla yanımda olan; hastane koridorlarında sabahlayan, kapımın önünde nöbet tutan ve benim için gözyaşı döken herkese...
Hakkınızı ödeyemem. İyi ki varsınız, iyi ki hayatımdasınız.

