
Varlarla değil, unutulanlarla…
Bir ev verdiler…
Paran yoksa kefilsiz kredisi bile olan…
Kapısı, Penceresi, Bacası… Kışın yanan sobası…
Yazın üfüren pervanesi…
Odası… Perdesi… Lambası…
Gerekli olan her şey var;
Ama o evi yuva yapacak “saadeti” vermeyi unuttular…
*
Artık sevgili bulmak kolay…
“Alo naaber?” kadar yakın.
Buluşma, görüşme… Ulaşma…
Mektubun özlemi bitti… Tuşlar hayatımızda;
Her şey tamam…
Ama içine “aşk” koymayı unuttular.
*
Okul binalarımız var…
Boyası, Kapısı… Penceresi…
Duvarında İstiklal Marşı Tabelası…
Oyun bahçesi… Kantini…
Üniforması…
Eksik de olsa öğretmeni…
Her şey tamam;
İçine “eğitim” koymayı unuttular.
*
Üniversite binalarımız;
Şehirlerin en güzel yerlerinde…
Parlak boyalı, vızır vızır ulaşım imkânı…
Sınavlı ; sınavsız… Paralı parasız…
Kurulduğu alanlar şehir gibi…
Kafeteryası, Spor Salonları, Araç parkları… Sineması…
Her şey tamam…
İçine “Bilim” koymayı unuttular.
*
Hastaneden çok ne var?
Telefon ile randevu…
Avrupa’da olmayan cihazlar…
Tahlil ve ilgi…
İsterseniz yatak…
İsterseniz, özel hizmet veren lokantalar…
Her şey var…
İçine “sağlık” koymayı unuttular.
*
Artık dört bir yanda camilerimiz…
Devasa bütçeli diyanetimiz…
Maaşlı imamlarımız,
Camilerde imam lojmanları…
Her köşe başında denetimsiz kurslar…
Artık, isteyen istediği şapkayı takıyor…
Sarık… Takke… Fes…
Ufkumuzda ezan sesi
Namaz… Niyaz… Her şey tamam…
İçine “ahlak” koymayı unuttular.

