
Çocukluğumuzun en korkunç olaylarının başında mahalle kavgaları gelirdi. Mahallenin civanmert delikanlıları daha önce randevulaştıkları diğer mahallenin gençleriyle kentin en işlek meydanlarında kavgaya tutuşurlardı.
Kavgalarda kesici aletler ve sopa kullanılmazdı. Delikanlı kavgalarıydı bunlar, kimin gücü kime yeterse dakikalarca sürerdi. Kavgada galip gelenler, mağlup olanları teselli eder, bir başka kavgada buluşmak üzere dostça ayrılırlardı.
Kin, nefret ve intikam duyguları bu kavgaların ayıbı sayılırdı. O yüzden her mahallede, mahalle sakinlerinin kendini güvende hissettiği bir ortam ve saygı duyduğu delikanlıları vardı.
70’li yıllara geldik. Delikanlı kavgaları yerini siyasi kavgalara bıraktı. Gençlerin elinde artık onuruyla savurduğu yumruk yerine silahları vardı. Gençlerin ellerine silahları tutuşturanlar artık hedefleri de işaret ediyordu.
Şu solcu, şu sağcı, şu İslamcı, şu komünist, şu Atatürkçü …
Mahalleler ayrıştı, insanlar birbirlerine düşmanlaştı. Nedenini bilmeden birbirlerini kırıp döktüler, yok ettiler.
Sol ideolojiyi benimsemiş biri için karşı mahalleden dile getirilen bir fikir bile tereddütsüz kabul edilemez idi. Aynı şey sağcılar ve o günlerde adını koyamadığımız ılımlı İslamcılar içinde geçerliydi.
Ne olursa olsun sen, ben, o ve biz karşı mahallenin birbirini anlamak istemeyen bilgisiz, ülküsüz haşarı çocuklarıydık.
Soykırım kokan bu anlayışta birçok değeri toprağa verdik, itibarsızlaştırdık, linç ettik ve kendi mahallesinde bile yaşamasına izin vermedik.
Bu acılardan nasibini alan en canlı örnek, 16 Kasım 2021 yılında aramızdan ayrılan Türk şair, yazar, düşünür Ahmet Sezai Karakoç. Kimileri şairliğini öne çıkarıyor, kimileri inançlı olmasını…
Ama o inançlı bir Müslüman olarak hep inandığı doğruları söyledi. Bu yüzden kendi mahallesinden bile linç yedi. Antiemperyalist düşünce anlayışıyla ABD’nin Bağdat’ı bombalamasına, Suriye’yi bölmesine, Libya’yı işgal etmesine tavır koyarken ve de en önemlisi FETÖ’nün en güçlü döneminde ‘CIA Projesidir’ tespitini yaptığında sus pus olanlar acaba neredeydi?
Sezai Karakoç’un örgütü vardı. Kendi kurduğu Diriliş Partisi’nin Genel Başkanıydı. Yıllar önce siyasi partiler üzerine yaptığı tahlilde şunları söylüyordu:
“Bugün mevcut partilerin hepsi bitmiştir. İflas bayrağını çekmişlerdir. Birbirlerinin içine girip var olmaya çalışıyorlar. Kurt politikacılar, kaşarlanmış politikacılar, yeni yeni partiler kurabilirler kolaylıkla. Büyük gürültüler koparabilirler. Yeni maskeler ve göz boyama usulleriyle vatan ufku podyumunda boy gösterebilirler. Ama sen, milletin gözbebeği olan, samimi bir kalp taşıyan kardeşim, aldanma ve inanma. Ne eskimiş partilerde ne de onlardan kopan kaşarlanmış politikacıların kuracakları yeni partilerde senin için, yurt için, halk için umut vardır… Geçmişsiz, geleceksiz bir halk doğurmak için çırpınıyor duruyor partiler.”
Kimilerine göre karşı mahalleli diye görüşleri yok sayılan bir düşünürün bu feryadı, günümüzdeki mevcut siyasi partilerin kısa bir özeti değil midir?
Çocukluğumun, içinde puştluk barındırmayan kavgalarını özlüyorum.
Hangi mahalleden olursak olalım, birbirimizi anlayarak kardeşçe yaşamak gerçekten bu kadar mı zor?

