
Manavgat, 2026 yılının 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü ne yazık ki sınıf bilincinden uzak, coşkusuz ve organizasyonel bir fiyaskoyla geride bıraktı. "Emek ve Demokrasi" başlığı altında düzenlenen etkinlikler, ne alanın ruhuna ne de kentin gerçeklerine temas edebildi.
Turizm İşçisi Yoksa, Bayram Kimin?
Bir kenti var eden temel irade, o kentin emekçileridir. 100 bine yakın turizm işçisinin kalbinin attığı Manavgat’ta, işçilerin çalışma saatlerini gözetmeyen bir yürüyüş planlaması yapmak, kelimenin tam anlamıyla sınıf körlüğüdür. İşçiyi üretim bandında ya da otel lobisinde bırakıp, boş meydanlara seslenmek; 1 Mayıs’ı özünden koparıp bir "ritüel" haline getirmektir. Tertip komitesinin STK’ları ve dernekleri örgütleyememesi, geçen yılı aratan bu tabloyu doğurmuştur.
Dışlayıcı Değil, Birleştirici Bir Hat Şart
Solun tarihsel misyonu, toplumun en dezavantajlı ve ezilen kesimleriyle omuz omuza durmaktır. Son dönemdeki çalışmalarıyla toplumsal hafızada yer edinen bazı dernek ve STK’ları bu sürecin dışında tutulması, tertip komitesinin "demokrasi" ve "dayanışma" kavramlarını ne kadar dar bir çerçeveye hapsettiğinin kanıtıdır. Dayanışma, sadece "bizim gibi düşünenlerle" değil, hayatın her alanında direnenlerle kurulur.
Siyasi Hafızasızlık: Kızıldere’de Halay Çekmek!
Etkinliğin en hazin ve ideolojik olarak en tartışmalı anı ise kuşkusuz Kızıldere katliamına dair parçalar çalınırken tempo tutulup halay çekilmesiydi.
Kızıldere; bir eğlence teması değil, Türkiye sol tarihinin en ağır trajedilerinden, bir direniş ve feda manifestosudur.
Acının ve direnişin ezgisinde halay çekmek, sadece bir ritim hatası değil, derin bir siyasi bilinç kaybıdır. Solun geleneği; yasını vakarla tutmayı, direnişini ise ciddiyetle örgütlemeyi gerektirir. Bu tablo, etkinliğin ruhsuzluğunu ve "bitsin de gidelim" anlayışını acı bir şekilde tescillemiştir.
Sonuç: "Ayıp Olmasın" Diye Yapılan 1 Mayıs Olmaz
Manavgat’taki bu sönük kutlama göstermiştir ki; halktan kopuk, işçinin mesaisinden bihaber ve tarihsel bilincini yitirmiş bir organizasyon yapısı "sol" bir gelenek inşa edemez. 1 Mayıs, sadece bir takvim yaprağı değil; emeğin sermayeye karşı ses yükselttiği bir mevzidir. Bu yılki kutlamalar, "ayıp olmasın" diye yapılan yasak savma girişiminden öteye gidememiş, ne işçinin taleplerine tercüman olabilmiş ne de solun o görkemli mirasına yakışmıştır.
Manavgat’ın ihtiyacı olan; salon siyaseti ya da dar grupçu yaklaşımlar değil, turizm işçisinin terini meydanlara taşıyacak gerçek bir sınıf dayanışmasıdır.

