
Bazı kadınlar yeni bir hayata başlarken bavul hazırlar, bazılarıysa önce evdeki çekmeceleri düzenler. Çünkü hayatın sana yeni bir sayfa açtığını anlaman için bazen büyük kararlar değil, bir türlü kapanmayan mutfak dolabı kapağı yeterlidir. Hele bir de evde çocuk varsa romantik başlangıçların yerini “Yarın beslenme çantasına ne koyacağım?” sorusu alır. Hayat, insanın karşısına en büyük meseleleri bile bazen bulaşık makinesinin içinden çıkarır. Bir bakmışsınız, hayatınızın yeni dönemine dair derin düşüncelere dalarken çamaşır makinesi ötüyor. Büyük yüzleşmelerin arasına bir de makineyi boşaltma mesaisi ekleniyor. İnsanın hayatı değişiyor ama ev işleri nedense hiç değişmiyor!
Yeni Düzen Kurmanın En Komik Tarafı
Yeni bir düzen kurmanın en komik tarafı, insanın kendini bir anda her işin uzmanı sanmasıdır. Elektrik faturası, su tesisatı, market hesabı, bozulan musluk, bitmeyen çamaşırlar… Bir bakmışsınız hem evin yöneticisi hem muhasebecisi hem de teknik servis olmuşsunuz. Üstelik bütün bunları yaparken bir de kendinize iyi bakmanız, güçlü görünmeniz ve mümkünse sabahları ışıl ışıl uyanmanız bekleniyor. Kusura bakmayın ama bazı sabahlar insanın tek kişilik kişisel gelişim planı, kahvesini sıcak içebilmekten ibarettir. O kahve soğumadan içilebilmişse o gün için küçük bir başarı belgesi bile hak edilmiş demektir.
Hayatında Biri mi Var?
Bir de çevrenin meşhur soruları var: “Peki, şimdi ne yapacaksın?”, “Tek başına nasıl yetişeceksin?”, “Hayatında biri var mı?” İnsan bazen cevap vermek yerine bir basın toplantısı düzenleyip soru kabul etmeyeceğini açıklamak istiyor. Daha kendi hayatının yeni düzenini anlamaya çalışırken bir de başkalarına rapor sunmak zorunda kalıyor. Oysa herkesin hayatı başkalarının merakını gidermek için yaşanmıyor. İnsan bazen sadece yaşamak, alışmak, düşünmek ve ne istediğini anlamak ister. Her sorunun cevabı hazır olmak zorunda değil. Hele ki hayatın ortasında yön değiştirmişseniz, bazen pusulayı bulmak için bir süre durmanız gerekir.
Sen Güçlüsün Yaparsın!”
Toplumun kadınlara biçtiği roller de cabası. Hem güçlü olacaksınız hem zarif; hem çalışacaksınız hem evinizi ihmal etmeyeceksiniz; çocuğunuzla ilgileneceksiniz ama kendinizi de unutmayacaksınız. Yorulduğunuzu söylerseniz “Sen güçlüsün, yaparsın” denilecek, yardım isterseniz sanki bir eksikliğinizi itiraf etmişsiniz gibi bakılacak. Oysa güçlü olmak, her işi tek başına yapmak zorunda olmak değildir. Bazen güçlü olmak, “Bugün yoruldum” diyebilmek, bazen yardım istemek, bazen de hiçbir şey yapmadan oturmayı kendine hak görmektir. Kadınların omuzlarına yüklenen görünmez görev tanımı biraz hafiflese dünya yerinden oynamaz. Belki yalnızca kadınlar daha rahat nefes alır.
Kahve Kokusu ve Huzurlu Akşamlar
Elbette her şey kahve kokusu ve huzurlu akşamlardan ibaret değil. Gece herkes uyuduktan sonra insanın aklına düşen hesaplar, yarın yetişmesi gereken işler, çocukların geleceğine dair kaygılar var. Bazen insan kendi kendine “Ben bunu nasıl yetiştireceğim?” diye soruyor. Bir yandan bütçeyi hesaplıyor, bir yandan eksikleri düşünüyor, diğer yandan çocuğunun yüzüne baktığında bütün endişelerini belli etmemeye çalışıyor. Çocuklar hayatın bütün ayrıntılarını bilmeseler de evin havasını hissediyorlar. Bu yüzden bazen onlar için hazırladığınız küçük bir kahvaltı, birlikte izlediğiniz bir çizgi film ya da yatmadan önce anlattığınız bir hikâye, günün en kıymetli işi hâline geliyor. Büyük mutlulukların her zaman büyük imkânlara ihtiyacı olmadığını en iyi çocuklar hatırlatıyor bize.
Bazen Dağınık Bir Evde de Huzur Varmış
Sonra bir gün fark ediyorsunuz ki hayat, sürekli bir şeyleri yetiştirmekten ibaret değilmiş. Evin her köşesinin kusursuz olması, sofranın her gün özenle kurulması, herkesin sizin hakkınızda iyi düşünmesi gerekmiyormuş. Bazen dağınık bir evde de huzur varmış. Bazen akşam yemeği çok basit bir şeyden ibaretmiş ama sohbeti doyurucuymuş. Bazen dışarı çıkmak yerine evde kalmak, kalabalıkların arasında olmaktan daha iyi geliyormuş. İnsan, başkalarının hayatına bakarak kendi mutluluğunu ölçmeyi bıraktığında elindekilerin kıymetini daha iyi anlıyor. Çünkü mutluluk her zaman daha fazlasına ulaşmak değil, bazen sahip olduğunun içinde kendine yer bulabilmekmiş.
Yalnızlık ile Mutsuzluk Ay şey Değildir!
Bir de yalnızlık meselesi var. Sanki insanın yanında biri yoksa hayatında mutlaka bir eksiklik varmış gibi davranılıyor. Bir kadın tek başına kahve içiyorsa üzgün olduğu, hafta sonunu evinde geçiriyorsa hayatının sıkıcı olduğu, kimseye hesap vermeden yaşıyorsa bir şeylerden mahrum kaldığı düşünülüyor. Oysa yalnızlıkla mutsuzluk aynı şey değil. İnsan kalabalıkların ortasında kendini yalnız hissedebildiği gibi, kendi evinde de dünyanın en huzurlu insanı olabilir. Önemli olan yanında kaç kişinin bulunduğu değil, kendi yanında durabildiğinizde nasıl hissettiğinizdir. Bir akşam kimseyi beklemeden yemek yapmak, sevdiğiniz bir şarkıyı açmak, çayınızı alıp pencerenin önüne oturmak… Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir. Ama bazen insanın kendisiyle kurduğu ilişki, bütün diğer ilişkilerinin temelini oluşturur.
Kendinden Vazgeçmeden Bir Başkasına Yer Açabilmek
Tabii bu, insanın bir daha sevmek istemediği anlamına gelmiyor. Aksine, insan kendini tanıdıkça ne istediğini de daha iyi anlıyor. Kiminle gülmek istediğini, hangi davranışın kendisine iyi geldiğini, hangi sınırların korunması gerektiğini fark ediyor. Bir ilişkiye ihtiyaç duyduğu için değil, o insanla hayatı paylaşmak istediği için bir arada olmayı öğreniyor. Çünkü kimse başka birinin hayatındaki bütün eksikleri tamamlamak zorunda değil. İki insanın birbirini tamamlaması güzel bir düşünce olabilir ama önce herkesin kendi hayatında bir bütün olabilmesi de az şey değil. Aşkın, huzurun ve arkadaşlığın en güzel hâli belki de insanın kendinden vazgeçmeden bir başkasına yer açabilmesidir.
Azın İçindeki Güzelliği Fark Etmek
Zamanla insan bazı şeylerin eksikliğini değil, fazlalığını fark etmeye başlıyor. Herkesi memnun etme çabası, sürekli kendini açıklama ihtiyacı, başkalarının hayatıyla kendi hayatını kıyaslamak… Hepsi insanın omuzlarında görünmez birer çanta gibi. Sonra bir gün o çantaları tek tek indiriyorsunuz. Daha sade bir ev, daha az eşya, daha içten birkaç dost, daha çok kahkaha… Ve anlıyorsunuz ki azla yetinmek başka, azın içindeki güzelliği fark etmek bambaşka. Huzur bazen pahalı bir tatilde değil, evdeki son kahveyi kimseyle paylaşmak zorunda olmadan içebilmektedir. Evet, bu cümleyi kahve sevenler anlayacaktır! İnsan bazen en büyük lüksün, kimseye yetişmek zorunda kalmadan kendi hızında yaşayabilmek olduğunu geç öğreniyor.
Attığınız Küçük Adımların Bir Anlamı Var
Yeniden başlamak denildiğinde akla genellikle büyük kararlar geliyor. Yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir ev, yepyeni bir hayat… Oysa bazen yeniden başlamak, sabah yatağınızı toplamakla başlıyor. Kendinize güzel bir kahvaltı hazırlamakla, uzun zamandır ertelediğiniz bir işi tamamlamakla, bir arkadaşınızla içten bir kahkaha atmakla… Kimse görmese de kendi hayatınızda attığınız küçük adımların bir anlamı var. Üstelik her yeni başlangıcın çok cesur, çok iddialı, çok gösterişli olması da gerekmiyor. Bazı başlangıçlar sessizdir. Dışarıdan bakan hiçbir şeyin değişmediğini sanır ama siz içinizde koca bir dünyanın yer değiştirdiğini bilirsiniz.
Herkesin Hikâyesi Kendine Özgüdür
Bir de geçmişle ilgili şu yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekiyor: Bir sayfayı kapatmak, o sayfada yazan her şeyi inkâr etmek demek değildir. İnsan geçmişinden ders alabilir, güzel anılarını saklayabilir, hatalarını kabul edebilir ve yine de yoluna devam edebilir. Hayatımızdaki her dönemin bize öğrettiği bir şey var. Kimi insan sabretmeyi, kimi sınır koymayı, kimi kendi sesini duymayı öğretiyor. Bazen bir şeyin bitmesi, başarısız olduğumuz anlamına gelmiyor; yalnızca artık aynı şekilde devam edemeyeceğimizi gösteriyor. Herkesin hikâyesi kendine özgü. Bu nedenle bir başkasının hayatına bakıp kendi kararlarımızı yargılamak da başkasının hikâyesini kendi doğrularımızla ölçmek de pek adil değil.
Kadınlar, Kendileri İçin İyi Olanı Seçebilmeli
Belki de artık kadınlara sürekli ne kadar güçlü olduklarını hatırlatmak yerine, yorulduklarında dinlenebilecekleri bir hayatı nasıl kurabileceklerini konuşmalıyız. Her şeyi tek başına halletmelerini alkışlamak yerine, gerektiğinde yanlarında durmayı öğrenmeliyiz. Bir kadının yeniden başlamasını yalnızca bir mücadele hikâyesi olarak görmemeliyiz. Çünkü hayat sadece mücadele etmekten ibaret değil; keyif almak, gülmek, sevmek, üretmek, dinlenmek ve bazen hiçbir şey yapmadan günü tamamlamak da hayatın bir parçası. Kadınların her sabah dünyaya karşı yeni bir savaş vermesi gerekmiyor. Bazen en büyük başarı, o gün kendileri için iyi olanı seçebilmeleri.
Hayat Hepimize Farklı Hikâyeler Yazıyor
Ben kendi adıma şuna inanıyorum: İnsan bazen en güzel hayatına, her şeyin eskisi gibi olmayacağını kabul ettiği gün başlıyor. Daha sakin, daha bilinçli, daha kendine ait bir hayat kurmak mümkün. Bunun için kimsenin alkışına, onayına ya da “Aferin, çok güçlüsün” demesine ihtiyacımız yok. Bazen güçlü kadın olmak, bütün dünyayı omuzlamak değil; dünyayı biraz olsun omuzlarımızdan indirmektir. Hayat hepimize farklı hikâyeler yazıyor. Kiminin hikâyesinde bir ayrılık, kimininkinde bir kayıp, kimininkinde hiç beklemediği bir başlangıç var. Önemli olan, hikâyenin hangi sayfasında olduğumuz değil, bir sonraki sayfaya nasıl baktığımız. Ve inanın, yeni bir hayata başlamak için her zaman büyük bir cesarete gerek yok; bazen sadece kendinize verdiğiniz küçük bir şans yeterli.

