
HAYIRLI OLSUN ADANA!
“Garibim; / Ne bir güzel var avutacak gönlümü / Bu şehirde,
Ne de tanıdık bir çehre; / Bir tren sesi duymaya göreyim,
İki gözüm iki çeşme.”
Orhan Veli, bir tren sesinde gurbeti en yoğun duygularla yaşıyor.
Ben de ne zaman bir sağlık kuruluşunun açılışı görsem, yüreğim, çemberin peşinden koşan çocuk misali kıpır kıpır olur.
Bu duyguma neden olan olaylar bir trajediye dayanır.
1865 yılı Adanasında koca şehirde iki doktor ve bir elin parmakları kadar eczacı vardır. Ve hepsi de gayrimüslimdir.
Bir kolera salgını baş gösterir. İki doktor da şehri terk eder… Adana halkını sağlığı gayri müslim olan eczacılara bir de doğanın herkese eşit davranan vicdanına kalmıştır.
Büyük trajediler yaşanır. İnsanlar, kış mevsimine hazırlanan çınar yaprağı misali dökülürler. Sabah işe gidenler ailesiyle vedalaşır. En çok yaşanan olay; sabah gidip akşam dönmemek, dönse de bulamamak…
Halk çaresiz…
Bir söylenti yayılır: “Manda tezeği koleraya iyi geliyor…” İnsanlar şaşkın iken söylentinin devamı kullanım şekliyle ilgili olur: “Tezeği, ateşte şöyle yakıp, derince nefes alıp dumanını içine çekersen kolerayı durdurur…”
Can havli… Tezek karaborsaya düşer, Adana’da tezek tükenir. Haçin’den (Saimbeyli) katırlarla manda tezeği getirtilir. Daha düne kadar yerde çirkef olduğu için üzerine bile basılmayan manda tezeği, bir anda amber kokulu şifaya dönüşür.
Adana çok bedel ödemiştir.
Bir doktorun, bir eczanenin, bir bilginin insanlık için ne denli değerli olduğunu Adana çok ağır bedeller ödeyerek öğrenmiştir.
O yıllar bir sağlık kuruluşunun kaç insanın kaderini değiştireceğini Allah bilir.

*
Radyasyon Onkolog Dr. Fatma Akdoğan’ın Adana’nın sayılı bir hastanesinde Onkoloji servisi açıldı… Elbette yüreğim kıpır kıpır olur.
Kaldı ki, Dr. Fatma Akdoğan’ın bu memlekete hizmet olarak getirmiş olduğu o cihazlarla ışın tedavisi görüp iyileşenlerden biriyim.
Kanaatime göre, yeryüzünün ilk iyilik melekleri sağlıkçılar olmalı.
Belki bu dediğime bıyık altında kıs kıs güzlersiniz. Ama gülmeyin: Dünyaya hükmeden II. Ramses’in, diş ağrısına yenildiğini pek azımız bilir. Yaşarken Tanrı sayılan Firavun’un ordulara ve geniş topraklara değil, dişteki abseyi iyileştirecek bir sağlıkçıya ihtiyacı vardı. Bulamadı ve o diş onu canından etti.
Vücudun neresinde bir sorun varsa can oradadır der atalarımız.
Ve insanlığın yaşadığı en büyük trajediler, hastalıklarla ilgili olanlardır.
Bu açıdan sağlık kuruluşlarının iyi ya da kötüsü yoktur. Bana göre hepsi de kutsallık derecesinde değerlidir.
Doğru düşünüp düşünmediğimi kahvede tavla atana değil, doğum ya da böbrek sancısı çekene, diş ağrısından kıvranırcasına çare arayanlara, akciğer kanseri olup da küçük bir umut ışığı derdine düşenlere sorun…

DR. FATMA ERDOĞAN
Bir gün Dr. Fatma Akdoğan’ı ziyaretimde: “Hocam, çok yoğun çalıştınız, emekli de oldunuz, e, artık torun sevme zamanı gelmedi mi?” demiştim:
“Biz doktoruz, sağlık üretiyoruz. Şifa vermeye çalışıyoruz. Dünyada şifa arayan insanlar var oldukça bizim meslekte emeklilik olamaz. Hakkımız yok. Ben torun seveceğim diye, başka torunları dedelerinden mahrum etmeye hakkım olduğunu düşünmüyorum. Ben yine torun seviyorum… Ama, insanlığa hizmetimiz asla bitmeyecek…”
Bu da bir anlayış.
Bu anlayışa sahip Dr. Fatma Akdoğan, Medline Adana Hastanesinde “Onkoloji Servisi”nin açılışını yaptı. Açılışa beni de davet etti. Çok mutlu oldum. Çünkü;
Adana’mıza ait olan böyle bir hastanenin büyümesine daha geniş alanlara hizmet vermesine, daha fazla insana şifa vermesine neden olan bir girişim.
Çünkü şunu biliyorum, kendimize ait sağlık kuruluşları olmazsa elin oğlu tezeği şifa diye sunar.
Kurulan her tesis bizimdir, Adanalınındır, milletindir.
Hayırlı Olsun Sayın Dr. Fatma Akdoğan
Hayırlı olsun Adana…

