
‘Çanakkale Zaferinin sebebi Mehmet’in süngüsü kadar, hekimlerimizin durmadan, usanmadan işleyen eli olmuştur’” (Bolvadinli Sinan Bey’in anılarından…)
Sizin okuduğunuz bu satırları yazmışsam, doktorların bana bağışladığı hayat yüzündendir. – Elbette Tanrı’nın izni vardır- Ancak şunu biliyor ve inanıyorum; “Tanrı mucizesini bazı insanların eliyle ulaştırır. Doktorların eli en uygun eldir…”
Çanakkale Savaşı’nda cephe gerisinde vatan savunması esnasında yaralı bir askere uzanacak hangi el bir doktorun elinden daha kutsal olabilir?
Hiç kanser oldunuz mu? (Tanrı korusun olmazsınız inşallah), kalp krizi geçirdiniz mi? Nefesiniz kesildi mi? Bunlardan daha kötüsü bu sorunları yaşayan çocuğunuz, eşiniz… Devamını getirmiyorum bile…
İşte o an Tanrı’nın bir dokunuşunu beklersiniz…
Michelangele, Sistine Şapeli’nde bu duyguları ölümsüzleştirmiştir. Tanrı’nın Dokunuşunu sembolize eden tablosu sanat dünyasının en muhteşem eserlerinden biri olmuştur.
Yeri geldiği zaman aşağılık kompleksine kapılıp bağırıp hakaret ettiğiniz o doktorların eli, kriz anlarında Tanrı’nın eline dönüşür. O ele vurmayın! O elin şifasına ihtiyaç duyabilirsiniz.
Geçen hafta çok sevdiğim bir sanatçı arkadaşım Meral Sayın, ziyaretime geldi, kucağında sıkı sıkıya sardığı bir eseri.
“Çanakkale Cephesi’ndeki Doktorlar. “Sakız ve Morfin”
Kitabın adı bile kan ve özveri kokuyordu.
Çok ilginçtir, 12 Eylül Sabahı burnumda hep çelik ve tedirginlik kokusu vardı. Sanki her yer çelik palet kokuyordu. Tedirginlik… Evet… Tedirginlik… Kaygı ve çelik kokusu… Tanımlayamıyordum. Leş gibi mi hayır? Gül gibi mi? O da hayır. Ama çelik, gıcırdayan, kıran, ezen, vicdandan yoksun çelik kokusu… Bazı isim ve cisimlerin böyle zamanlarda ilginç koktuklarına o zaman tanık olmuştum.
Çanakkale Cephesi’ndeki Doktorlar: “Sakız ve Morfin” Kitabı elime aldım ne matbaa kokuyordu ne de yeni baskı… Yaşam ve ölümün kıyısında yaşanan çaresizlikler ve başta doktorlar olmak üzere sağlıkçıların çabası kokuyordu.
Yaralanınca cephe gerisine alınan askerlerin, sessiz kabullenişleri, acısı, çaresizlik… Hangi duygu yaşanmamıştır ki o ortamda… Bir doktorun yüzü ve eli… Onu bekleyen bir hastanın gözlerinde nasıl bir ışıltıya dönüşür…
Doktorlara biraz saygılı olun… Bu duygulara, bu yaşam biçimine biraz saygı…
Bugün Tıp bayramı,
Başka bir şeyler yazacaktım… Ancak Prof. Dr. Emre Toğrul’un kitap hakkında yazdıklarını okuyunca sizlerle paylaşmak istedim.
“İnsanın hekimlik mesleğinin önemini keşfettiği, hekimin insanlığını sınadığı afet, savaş ve salgın gibi özel zamanların öyküsel izdüşümlerinden birini kaleme alıp yakın tarihimizin idrakine bize bir ışık yakmış Sevgili Meral Sayın. Bolvadinli Sinan Bey’in anılarından alıntıladığı söz ise kitabın özeti gibi:
‘Çanakkale Zaferinin sebebi Mehmet’in süngüsü kadar, hekimlerimizin durmadan, usanmadan işleyen eli olmuştur’”
Seçtiği çok değerli konu için Meral Sayın Hanımefendiyi tebrik ederim. Kendisi Keman Sanatçısı olmasına karşın bu eseri yazmıştır. Tabipler Odası’nın dikkatine…)
Adana’da 1865 yılında kolera salgını yaşandı. Şehirde hiç Müslüman doktor ve eczacı yok. Sadece iki gayrimüslim doktor mevcut. Kolera yayılınca iki hekim de Adana’yı terk eder. Ortalık otçulara kalmıştır. Tüccardan bazı gayrimüslimler manda tezeğinin koleraya iyi geleceği haberi yayarlar. Tezek bir anda pahalanıp karaborsaya düştü. Saimbeyli’den katırlarla tezek getirildi ve fahiş fiyata satıldı.
Kendi doktorunuza sahip çıkmazsanız elinoğlu tezeği size amber diye koklatır.
Başta bana yaşamı yeniden bahşeden doktorlar olmak üzere (Onlar kendilerini biliyorlar) bütün doktorlarımızın 14 Mart Tıp bayramını kutlarım.

