Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

  • ANASAYFA
  • Manavgat
  • Cam Fanusta Büyüyen Çocuk ve Ebeveynin Mutlak Başarısızlığı

Cam Fanusta Büyüyen Çocuk ve Ebeveynin Mutlak Başarısızlığı

zehra sürmeli

Bir çocuğu büyütmek, ona yalnızca bir hayat sunmak değil; hayatla baş etmesini öğretmektir. Ne var ki bazı çocuklar, daha yolun başında, hayatın tüm zorluklarından arındırılmış bir cam fanusun içine yerleştirilir. İstemeden elde edilen oyuncaklar, talep edilmeden uzatılan imkânlar ve sorgusuzca merkeze konan bir varlık… Dışarıdan bakıldığında bu çocuk şanslıdır; fakat derinlerde, eksik büyüyen bir ruh sessizce şekillenmektedir.

Her şeyi zahmetsizce elde eden çocuk, beklemenin ne olduğunu bilmez. Sabır onun sözlüğünde yer almaz; emek ise tanımını hiç öğrenmediği bir kelimedir. Hayat ona hep veren bir el gibi görünür. Oysa gerçek dünya, isteyen değil çabalayanlara açılır. İlk reddedilişte, ilk yoklukta ya da ilk başarısızlıkta bu çocuk, fanusun camına çarpar; çünkü hayatın sertliğine karşı hiçbir bağışıklık geliştirememiştir.

Aile içinde merkeze alınan çocuk, zamanla kendisini dünyanın merkezi sanmaya başlar. Etrafındaki herkes onun ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir; sınırlar silikleşmiş, roller tersine dönmüştür. Anne ve baba, yol gösteren bir pusula olmaktan çıkıp arzuları yerine getiren gölgelere dönüşür. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk, başkalarının varlığını fark etmekte zorlanır; empati, onun için anlatılan ama hiç yaşanmayan bir masal gibidir.

Toplumsal değerlerden yoksun bırakılan bir çocuk, kalabalıklar içinde yalnızdır. Saygıyı, paylaşmayı ve sorumluluğu öğrenmeden büyüyen birey, toplumla değil, yalnızca kendi istekleriyle ilişki kurar. Kurallar ona yabancıdır; adalet, yalnızca kendisi için geçerli olması gereken bir beklentidir. Bu noktada ebeveynin sunduğu maddi bolluk, manevi bir yoksulluğun üzerini örten ince bir örtüden ibarettir.

Gerçek ebeveynlik, çocuğun önündeki tüm taşları kaldırmak değil; bazı yollarda onunla birlikte yürüyebilmektir. Düşmesine izin vermek, ama düştüğünde el uzatmayı öğretmektir. Her isteği karşılamak değil, bazı isteklerin neden karşılanmadığını anlatabilmektir. Sevgi, sınırsızlık değildir; bazen “hayır” diyebilme cesaretidir.

Sonuçta her şeyi istemeden elde eden, maddi imkânlarla kuşatılmış ve ailede kutsal bir merkeze oturtulmuş ama hayata dair değerleri öğrenememiş bir çocuk yetiştiren ebeveyn, görünürde başarılı olabilir. Ancak bu başarı, parlak bir ambalajın içindeki kırılgan bir boşluktur. Çünkü çocuk, hayata çıktığında ebeveynin sunduğu konforu değil, öğrettiği değerleri yanında taşıyacaktır.

Ve öğretilmeyen her değer, gelecekte ağır bir eksiklik olarak geri dönecektir.

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.