Advert

25. Kare Dehşeti…

 25. Kare Dehşeti…
Bu içerik 261 kez okundu.
Advert

Televizyon ekranı 25 eşit kareye bölünmüş bir sistem içermektedir. İzlediğimiz görüntüler aslında bu parçaların toplamından gözlerimize yansımaktadır. Biz bu eşit parçalardan 24 tanesi görür ve kolaylıkla algılarız. 25. kareyi ise beynimiz sessiz sedasız bilinçaltına iter. Gözlerimiz bu ayrıntıyı seçemez, ancak bilincimiz algılar ve önemser. Deyim yerindeyse uslu bir çocuk gibi yapılan bu tembihleri uygular. Gözle görülemeyecek kadar kısa sürede patlayan flaşlar şeklinde mesaj, ekranda belirir ve biz anlamadan kaybolur.

Görmediğimizi bu telkini bilincimiz atlamaz ve hemen derinlerde bir yerlere depolar, biriktirir ve maalesef uygular. Bu gizlenmiş görüntüyü çok yavaş sarıldığı takdirde bazı özel yöntemlerle fark edebilmemiz mümkündür.

Sadece görüntü mü? Hayır…

Beynimiz, kulağımıza 20 ile 20 bin hertz arasındaki sesleri iletir. Duyamadığımız titreşim aralıklarında bize dinletilen sesleri beynimiz kulağımıza duyuramaz ve bilincimize depolar.

Farkında olmadan zehirlenebiliriz

Alfa dalga boyuna gizlenen seslerle farkında olmadan zehirlenebiliriz. Büyük marketlerde dinlediğimiz müziklerin dibine daha çok almamız gerektiği, ancak harcarsak mutlu olacağımız telkini yerleştirildiğini biliyor muydunuz? Ya da radyolarda dinlenilen müziklerin mp3 tekniğiyle zararlı mesajlarla birlikte dinletildiğini?

Reklâm panolarının, logoların ve benzeri resimlerin içine gizlenen resim, simge, şekil, kelime, rakamlarla yapılanları da vardır (ABD dolarında olduğu gibi). Hatta koku yolu ile bile subliminal mesaj verildiği kayıtlara geçmiştir.

İktisat la-ahlaki bir bilimdir

İktisat dersinde hocamız bize müteşebbisi şöyle tanımlardı. “Müteşebbis kâr peşinde koşan adamdır…” Dersin ilerleyen dakikalarında ise eklerdi “İktisat lâ-ahlâki bir bilimdir.” Yani ahlâk dışı… Bütün yolculuğunu “kazan-kazan” olarak özetleyebileceğimiz sistemin uygulamaları hocamızın ifade ettiği anlayışın hayatlarımıza yansıması olarak sürmüş ve sürmektedir.

İnsan bilinci bir ise bilinçaltımız dokuzdur. Deyim yerindeyse buzdağına benzer. Kâr peşinde koşan ve ahlak dışı bir bilim olarak da ifade edilen kapitalizm şu sorunun cevabını aramıştır. “İnsanları nasıl daha derinden etki altına alabiliriz?” Gözlemler ve deneyler ise bilinçaltına verilen uyarıların daha etkili olduğunu doğrulanmıştır.

Reklâmcılık uzmanı James Vicary adındaki Amerikalı, bilinçaltına yönelmeyi ilk kullanan kişi olarak kayıtlara geçmiştir. İlk olarak sinema salonlarında içecek satışlarını arttırması için kullanılmıştır. İlk kullanımı aslında deney niteliğindedir. Sinemada gözlerin seçmeyeceği bu malum kareye buz gibi kola iç yazısı veya resmi yerleştirilmiştir. Film arası verildiğinde bilin bakalım ne olmuştur? Tabii ki kola satışları patlamıştır. Başlarda ticari amaçlar için kullanılması hedeflenmiştir.

Uluslararası ticaret kavramı küresel çetelerin değişmez uğraşıdır. Aynı zamanda bir dünya devleti kurmak amacıyla da uğraşan bu çetelerin dünya siyasetinde de kendi çıkarlarına yön vermek için bu yöntemi kullanmasından daha doğal ne olabilir ki?

Bu yöntem, örneğin Irak’ta 2003 işgalinden önce kullanılmıştır. “Direnmen faydasız!”” mesajı radyoda Kuranı Kerim yayının altına gizlenerek verilmiştir. Ve ne kadar keskin sonuçlar alındığını şimdilerde hepimiz üzüntüyle görmekteyiz.

Görüldüğü gibi bu uygulama sadece ürün reklamı yapmakla sınırlı değildir. Nerelerde ve ne amaçla kullanıldığını şu şekilde sıralayabiliriz. 
 

  • Psikolojik yönlendirmeler yapmak (sapkınlaştıran fikirler, ahlaksız saplantılar kazandırmak)
  • İnanç propagandaları veya siyasi görüş baskısı yapmak (karalama kampanyaları ile bazı dinleri olumsuz, sevimsiz veya cani göstermek, terörle benzeştirmek.)
  • Uluslararası ilişkilere istenildiği gibi yön vermek (Örneğin neden bazı ülkelerin dünyada patron veya en büyük güç olduğunu düşünürüz?)
  • Yanıltıcı bilgilendirmeler yapmak (Korku paranoyaları aşılamak gibi düşünürsek televizyonda çocuklarımıza güçsüz, işe yaramaz, etkisiz insanlar oldukları mesajı veriliyorsa sonucu ne fena olacaktır.)
  • Savaş tekniği olarak kullanmak…

“Al-Tüket-At”

Bu uygulamaların sonuçlarının hayatlarımızda çok büyük bir tehlike olduğunu kesin olarak söyleyebiliriz. Vaktiyle en masum çizgi filmlerin içine cinsel içerikli o kadar gizli mesajlar yüklemiştir ki, onları izleyen kuşakların ne bir dava heyecanı ne de vatan ve millet aşkı taşımaları mümkündür. Genç kuşakların ülke ve dünya sorunlarına karşı neden böylesine ilgisiz ve sadece gündelik çıkar, sınırsız tüketim ve zevk peşinde koştuklarının cevabı da burada saklıdır. Küresel çeteler 21. yüzyılın “al-tüket-at” kölelerini medya eliyle kurgulamaktadırlar. Antik çağın köleleri köle olduklarının farkındaydılar. Çağımızın köleleri ise ne yazık ki köle olduklarının farkında değillerdir.     

Parklarda, sokaklarda henüz ergen olmamış sevgililerin dolaştığını hayretler içinde görmüyor muyuz? Çocuk denecek yaşta derslerini asarak âşık, maşuk provası yapan gençleri başka nasıl izah edebiliriz ki? Ayrıca bu mesajlar TV dizileri sayesinde direk olarak da verilmektedir. Çocuklarımızın izlediği çizgi filmlerde gizlenmiş tek göz sembolleri, Yahudiliğin simgelerinden üçgen prizma, şeytana tapma ayinlerinde kullanılan ritüeller, satanizm simgeleri gibi gerçekliği kanıtlanmış tespitler vardır. Bunlara internetten ulaşmak mümkündür. Detaylı videolarla gerçekleri belirten çalışmalar vardır.

1900’lü yıllarda kullanmaya başlandığını bilinen bu sistem, yine 1900’lü yılların başlarında bir illüzyonist aynı zamanda psikoloji profesörü olan bir bilim adamı tarafından keşfedilmiştir, insanların gözlerindeki bu yanılgıyı ilk o fark etmiştir. Şimdilerde çığırından çıkan subliminal mesaj fikri böylece ortaya çıkmış ve geliştirilerek 25. kare faciası ve diğerleri kullanılmaya başlanmıştır.

“Bu korkunç ve sinsi tehlike, kabul edilen bir gerçek mi yoksa varsayım mı?”” diye sorabilirsiniz. Varsayım denilmesi ne yazık ki mümkün değildir. Çünkü yasalarda bile bu konu ile ilgili düzenlenmiş maddeler vardır.

Türkiye subliminal mesaj “Cenneti”dir.

3984 sayılı yasanın 20. maddesinde tüketicinin haklarının korunması bakımından bilinçaltı reklâmların yasak olduğu belirtilmektedir. Ancak yasada ifade edilen yasak yazık ki uygulanmamaktadır. Türkiye subliminal mesaj “Cenneti”dir.

Bu konuda ülkemiz hariç dünyada büyük bir teyakkuz vardır. Özellikle Rusya bu konuda alarmdadır. 1964’de İngiltere’de, 1974’de ABD’de ve daha 55 ülkede insanlarını bu saldırılardan korumak üzere düzenleme ve yaptırımlar uygulamaya başlanmıştır. Örneğin Rusya Basın Bakanlığı bu tekniği kullanan yayın organlarının lisanslarını iptal etmektedir. Hatta yaygın bir şekilde bu uygulamayı tespit eden detektörler kullanılmaktadır.

Bu mücadele, şüphesiz, o ülkelerin ulusal ve/veya küresel çıkarlarına zarar veren 25. Kareler ile ilgilidir. O ülkenin egemenleri kendi iktidarlarına zarar verecek 25. Karelerle mücadele ederler. Kendi iktidarlarını pekiştirecek 25. Kareleri ise yaparlar veya yaptırırlar. Bu da iktidar olmanın doğası gereğidir.

“Neden bu kadar dolaylı bir yolla mesaj vermeyi tercih ediyorlar?” sorusunu uzmanlar “Böylesi daha etkili...” diye cevaplamaktadırlar.  Göremediğimiz ve bilincimiz açıkken algılayamadığımız bir şeyi reddetme şansımız hiç ama hiç yoktur. Bu hakka sahip değiliz. Çünkü haberdar değiliz. Bu yüzden bu yöntemle algılarımız yönlendirilmektedir.

25. karedeki gizli mesajlar bizi 21. yüzyılın köleleri hâline getirmektedir. 

24 karede anlatılanlar ile yetinmeyen küresel çeteler ve onların ülke içindeki uzantılar algılarımızı yönetmede işi sağlam kazığa bağlayarak 25. Kareleri de kullanmaktadırlar. Bütün bu kareler, benliğimizi zedelemek, inançlarımızdan uzaklaştırmak, kültürümüzü yozlaştırmak, doğrularımızı şaşırtmak, bizi köleleştirerek uçurumlara sürüklemek için akşamdan sabaha, sabahtan akşama yayın yapmaktadırlar. Küresel çetelerin bu zulmüne karşı medya umutsuz vakadır. Çünkü öyle veya böyle efendilerinin hizmetindedir. Bu noktada iş söz konusu gerçekliği halka anlatacak ve bilinç taşıyacak tırnak içinde olmayan aydınlara düşmektedir. Derin trajedi kendilerine aydın diyenlerin de aynı medyanın denetimi altında olmasıdır. Öyleyse bu gerçekliği geniş kitlelere anlatmak için trajedinin farkında olan azınlığın dernekler kurarak tehlikeyi duyurmaları bir insanlık görevidir. Bu konuyla ilgili internette yeterince bilgi mevcuttur. İşte bir örnek, izleyiniz lütfen… https://www.youtube.com/watch?v=KnoLDtbXsDc

 

Meraklısı için ek: Televizyonda gördüğümüz bir anlık görüntü: 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşmaktadır. Sinema şeridinde, saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır.

Her saniyeden sonra bir yabancı kare gelir ve bir saniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327,5 satırda bir de control-track denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25inci kare oluşturulmaktadır. Ve bu son kare olan 25inci kare anlıktır. Yani görüntü saniyede 1/24 olacakken, bu 1/25'e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve anında kaybolur. Göz görmez ancak beyin algılar ve bilinçaltına atar.  

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı