Advert

EY VATANDAŞ İLMİK İLMİK SOYULUYORSUN!

Sürekli tedbirli olacaksak, devlete ne gerek var… Yurttaş birey olarak, bireysel ilişkilerde tedbir almak durumundadır. Bu tedbir de ahlaken gelişmiş toplumlarda da yoğun olmaz. Çünkü insanı temel alan ahlak, hileyi önler.

EY VATANDAŞ İLMİK İLMİK SOYULUYORSUN!
Bu içerik 96 kez okundu.
Advert

Başka bir anlatımla, bireyle birey arasındaki ilişkilerde tedbirli olmayı anlarım.

Ancak bireyin devletle veya kurumlarla ilişkilerinde yoğun olarak tedbirli olmasını anlayamam.

Her ilişkide kulağımızı veya gözümüzü dört açmak zorunda mıyız?

Bankalara, sigorta şirketlerine, GSM şirketlerine ve daha onlarca kuruma karşı neden tedbirli olmak zorunda bırakılıyoruz?

Eğer bunlara karşı şahsen önlem alacak isek devlete ne gerek var.

Cumartesi günü iş yerime geldim. Çalışacağım. Elektrik yok.

Belki sigorta atmıştır diye düşündüm. Hayır, borcundan dolayı kesilmiş. Düşündüm; geçen ay ödemiştim. Yeni bildirim de yok. İlk anda işletmeye gitmeyi düşünmedim. Cumartesi günü kapalı olabilirdi. Her ihtimale karşı yine uğradım; Gözlerime inanamadım!

İşletme normal mesai günlerinden daha kalabalık.

 

O sabah elektriği kesilenler veznenin önünde sıraya girmiş açma kapama parası ödüyorlar. Elektrik işletmesinin bir grup elemanı elektriği kesiyor, diğer grup açma kapama parası tahsil ediyor, ama istisnasız her vatandaş öfkeyle küfür ediyor. Artık A’sına mı B’sine mi yoksa alfabesine mi anlayamadım.

 

Birkaç kişiye yapmayın arkadaş küfretmeyin diyorum; “Bizden 20.TL’yi almak için ihbarname göndermeden üstelik hafta sonu elektriği kesiyorlar. Bu dolandırıcılık ve halkı soymak değil mi?” diye bas bas bağırıyorlar.

İşletme şüphesiz ihbarname gönderiyordur. Ancak şöyle bir baksın kime tebligat yapmış. Büroların veya sitelerin giriş katına bir tomar ihbarname bırakıyor. Tek tek insanlara imzalatma zahmetine katlanmıyor. Elektriği keserken de tek tek kesiyor ama bu kez onlara haber verme zahmetine katlanmıyor.

Her iki halde de işletme, halkını müşteri olarak gördüğü için hesaba almıyor. İnsan yerine koymuyor.

Eğer işletmeler arası rekabet olsaydı, müşteri gördüğü halkı hiç olmazsa adam yerine koyardı ancak şimdi tek başına – sömürü dilinde adı monopol – astığı astık, kestiği kestik.

İnsan olarak Manavgat halkının, yine Manavgat’ta bulunan bir işletme yetkililerinin A’sının, B’sinin veya Alfabesinin anımsanmasına bozuluyor ve üzülüyorum.

 

 

HİZMETTEN MEN YETKİSİ…

 

Soru, devlet neden vatandaşın boynunu işletmenin vicdan giyotinine teslim eder?

Diyelim ki vatandaş, gerçekten parasını ödeyecek durumda değil, geciktiriyor. Kardeşim geciktiriyorsa, gecikmeden doğan zararı tazmin ettirirsin. Neden elektriğini kesiyorsun? Hava vergisi alacak olsaydın nefesini mi keseceksin?

Vergi kanunlarında bile vergini ödemezsen gecikme zammını alır, mükellefi ticaretten men etmeyi düşünmez. Ama elektrik şirketi böyle değil.

İsterse zam yapar, isterse fark alır, keyfi gelirse keser çünkü muhatabı insan yerine koyduğu halk değil, soyulacak nesneler.

 

EK KOLAYI VATANDAŞI SOYMAK…

 

Eşkıya Kılık Değiştirdi…

Geçtiğimiz yıllarda eşkıyalar vardı, pala bıyıklı, kalpaklı, fişekli, çizmeli ve tüfekli. Dağ başında “Ya malını ya canını” derdi. Yürekli ve harbi insanlardı. Hiçbir etik değere sığınmayacak kadar da onurluydular. Bakınca “bu eşkıya” diye tanırdınız.

Eşkıya idiler ve eşkıyalığın hakkını verirlerdi.

Şimdi eşkıya kılık değiştirdi.

Bazen elektrik şirketi, bazen banka, sigorta işletmesi veya müdür hatta ve hatta siyasi bir dost şekline büründü. Bakıyorsunuz ve tanıyamıyorsunuz.

Devlet eşkıyayı korumazdı.

Şimdi görünen şu ki, siyasal iktidar eşkıya ile kol kola… Ve eşkıya “siyasal iktidarın” şefkatli ve koruyucu kolları arasında vatandaşı soymakla meşgul.

 

MANAVGAT’TA SELLER VE CEP(E) UZANAN ELLER

 

Daha geçen gün gözlerden kaçan bir açıklama vardı: Manavgat’ta bu yıl 7 bin 500 dönüm alanda pamuk ekimi yapıldığını ve 3 bin 500 ton yıllık ürün beklendiğini belirten Manavgat Pamuk ve Narenciye Tarım Satış Kooperatifi Müdürü Cemil Özden, “Şu ana kadar aldığımız pamuk miktarı bin ton. Kalan 2 bin 500 ton pamuk sular altında ve artık işe yaramaz durumda. Standart-1 yani 40 randıman 10 rutubet pamuğun kilosunu 1 lira 640 kuruştan aldık. 55 kuruş devlet desteğini eklediğimizde bu rakam 2 lira 190 kuruşa ulaşıyor. Kısacası pamuk üreticisinin zararı 5 milyon 500 bin lirayı bulmaktadır” dedi.

 

"TARSİM İŞE YARAMADI"

 

Bugüne kadar çiftçilerin ürünlerini sigortalatmaları yönünde telkinlerde bulunduklarını, birçok çiftçinin TARSİM sigortası yaptırdığını belirten Özden, “Maalesef sigorta yaptırmanın çiftçimize hiçbir faydası olmadı. Su basan tarlalara gelen sigortacılar pamuğun dalında olduğunu, bu şekilde ödeme yapmalarının mümkün olamayacağını söylediler. Hâlbuki şu an su ile dolu tarlalara su çekilse bile çamurdan dolayı girmek mümkün olmayacak. Girilse bile ıslanıp çamur olmuş pamuk ne toplanır ne de para eder” dedi.

 

Buyurun şimdi, TARSİM’i dinleyerek ürününü sigorta yaptıranlar bile zararlarını karşılayamıyor.

 

Peki, ödenen primler ne oluyor? Kimin cebine gidiyor? Hangi cepten çıkıp hangi cebe giriyor?

Sonra da diyorlar ki çiftçi ürününü sigorta yapmıyor.

Bu vatandaşı soymanın bir çeşidi değil mi? Peki buna kim karşı koyacak Hıdır Emmi mi? Hıdır emmi, yaşam kavgasından bu konuyla ilgilenemiyor ey siyasi iktidar. Bunu çözme görevi senin. İnan sevaba girersin.

 

Çünkü sigorta şirketlerinin muhatabı insanlar değil, devletin kendilerine soymak için teslim ettiği kuzucuklardır.

HAKKINI ARA DEVLET ARA(YA)MAZ…

 

Efendim, banka kanunsuz olarak benden fazla para almış; birileri mahkemeye vermiş ve davayı kazanınca parayı geri alma hakkı kazanmış. Vatandaş her noktada tedbirli olmak zorunda değildir.

Hukukta iyi niyet kuralı vardır, vatandaşın okumadığı o sözleşmeleri imzalaması bence tek taraflı irade beyanıdır ve kanunen geçersizdir. Çünkü zor durumda olan vatandaşa o parayı verirken hangi kâğıdı önüne koyarsan onu imzalar. Neden mi? Onu da sosyologlara sorun.

Şimdi bu fazla parayı almak için herkes ayrı ayrı müracaat etmek zorunda.

Neden ayrı ayrı olsun. Altı üstü çıkarılacak bir cümlelik bir yasa maddesi bütün bu problemleri kökten çözer.

Neden çözmüyorsun sayın siyasi iktidar? Neden daha önce senin sahipsizliğin yüzünden soyulmuş bu halk parasını almak için aracı kurumlara mahkûm olsun?

Bankalara da bakıyorum. Kardeşim mademki haksızsın, bir ahlaklılık yap fazla aldığın paraları iade et.

Neresinden bakarsan alavere dalavere siyasi iktidar ve kurumlar el ele vatandaşa sabır hele…

Banka haksız paraları iade etmez neden çünkü karşısında insan yok, hareket halinde soyulacak mudiler var…

Burada siyasal iktidar derken sadece mevcut iktidar kast etmiyorum. Bu zaten böyleydi ama bu iktidar döneminde fazlalaştı

 

YA DEPREM OLURSA…

Esas Sigortalamışsan Kork…

 

Örneğin sigorta şirketlerine soruyorum;

Yurttaş size geliyor ve deprem sigortası yaptırmak istiyor. Malının değerini kendisi beyan ediyor. Hatta bazı kurnaz yurttaşlar gayrimenkulün değerini fazla gösteriyor.

Örneğin Manavgat’ın ana caddesinde 100 m2 dükkânı olan biri bilmem kaç milyon liralık değer gösteriyor ve o değerden Deprem Sigortası primini ödüyor.

Buraya kadar bir şey yok gibi görünüyor.

Şimdi Allah korusun bir deprem olduğunda işyeri yıkılırsa, mülk sahibi üzülecek ama işyerini örneğin iki milyon TL’ye sigortalamış olduğu bilinciyle teselli bulacak.

Gidecek sigorta şirketine ve aralarında şöyle bir diyalog geçecek:

-Geçmiş olsun beyefendi işyeriniz yıkıldı…

-Evet, şükürler olsun ki, devletin ve kuruluşların sözüne uyarak iş yerimi sigortaladım. Şimdi onun bedelini almaya geldim…”

- Hoş geldiniz elbette ödeyeceğiz. Evet, evraklarınız da tamam. Buyurun 250 Bin. TL’nizi…”

- Yanlışlık oldu sayın sigortacı bakın ben gayrimenkulümü iki milyon lira bedelle sigortaladım. Beş yıldır da bu bedel üzerinden prim ödüyorum. Bana iki milyon lira ödemeniz gerek…”

 

-Beyefendi malınızın değerini kaç lira yazarsanız yazın biz risk anında sadece Bayındırlığın belirlediği rakam üzerinden ödeme yaparız. Kanun böyle

 

Siz çatlasanız da patlasanız da fazla para alazsınız. Sigortacıya ancak şunu söyleyebilirsiniz;

“-Kardeşim neden peki bunu daha önce söylemedin biz o zaman iki milyon liradan değil de iki yüz elli bin lirada değer gösterirdik…”

Size yanıt vermez.

Şimdi bu halkın saflığından faydalanarak haksız kazanç elde etmek değilse nedir.

 

Her vatandaş hukukçu ve sigorta uzmanı ve hatta ve hatta bankacı olmak zorunda mı?

 

Devlet bunun önlemini almaz da neden vatandaşını kurumların insafına terk eder.

Değerli arkadaşlar, dostlarım inanın buna varıncaya kadar daha neler var…

Size dikkat edin demeye bile dilim varmıyor.

Sonra da bas bas bağırırlar vay efendim şu kadar binanın ancak şu kadarı deprem sigortalı…

Geçin… Geçin…

Önce hep birlikte dürüst olmayı öğrenin.

Şunu da söyleyeyim, siz bunu anlatın o zaman primler ucuz olduğu için belki de vatandaş daha kolay deprem sigortası yaptırabilir.

 

Hadi TARSİM, Manavgat’ta sınıfta kaldı bari DASK sınıfı geçsin.

Sigortacı kardeşim muhatap olarak aldığın “insan” önce bunu kabul etmelisin.

 

VERGİ İDARESİ BAŞKANINA BİR SORU…

 

Sayın Başkanım bu söylediklerimi ihbar olarak kabul edebilirsiniz. Ödül hak edersem, Çocuk Esirgeme Kurumuna veya Mehmetçik Vakfına verebilirsiniz.

Gerekçesi ne olursa olsun, bir riski karşılama sırasında Sigorta Şirketlerinin müşterilerine ödedikleri tazminatın KDV’si ne oluyor?

 

Örneğin, hırsızlık, kaza, pert olmuş arabalar, deprem vs…vs… Sigorta şirketi müşterinin bildirdiği banka hesabına para ödüyor. Bu bedel KDV’den muaf mıdır? Değil midir?

 

Bilmediğimden soruyorum.

 

Yanıtınızı yayınlayacağım. 

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı