Advert

ERKAN AĞABEY’İN ARDINDAN… (TÜKENİP GİDİYOR, ÖMÜR DEDİĞİN…)

Her dostun ölümünde benim dostlarım yeniden ölür…

ERKAN AĞABEY’İN ARDINDAN… (TÜKENİP GİDİYOR, ÖMÜR DEDİĞİN…)
Bu içerik 137 kez okundu.
Advert

Adını sanını bilmediğim insanların ölüm haberi bile derin bir duygu yoğunluğu yaşatır bende. Ölüm korkusu değildir bu duygunun adı. Bu duygunun adı: Ölenin nefes aldığı süre içerisinde yaşanmışlıklarına, acılarına ve de mutluluklarına tanık olamamadır.

Bundan dolayıdır; her dostun ölümünde benim dostlarımın yeniden ölmesi…

 

Bu nedenle bazı ölümler, kaybediş değildir.

 

9 Kasım Sabahı bir dostum daha ebediyete intikal etti.

 

Sevdiğim, saygı duyduğum Akın Ailesinin evlatları mimar Erkan Akın melek oldu.

 

Bazı insanların dostları ölür, bazı insanların da vücutlarının büyük bir parçası... Seydiler mezarlığında gördüğüm sahne ölen bir aile ferdinin toprağa verilişi değil, yaşamın bir parçasının toprağa verilişiydi.

 

Erkan Ağabey ile yaklaşık 20 yıl önce tanışmıştım. Bu süre içerisinde defalarca bir araya geldik. Mesleği gereği içindeki güzellikleri binalara yansıtmak isteyen “Estetik” yapılardan bahsederdi. Kent kültürünün oluşmasında mimari yapıların önemini vurgular, yerel yöneticilerin coğrafi konumları düşünerek imar planları yapmasını savunurdu. Ancak bunları anlatırken yöneticileri hiçbir zaman bunları yapamamakla suçlamaz, “herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor” derdi.

 

Manavgat’ın gizli kalmış canlı tarihi gibiydi Erkan Akın.  Öğretmenlik, milletvekilliği ve belediye başkanlığı yapmış bir babanın oğluydu. Çocukluk ve büyüme çağlarında bu unvanların gölgesinde gelecek planları yapmak her babayiğidin harcı olmasa gerek. AmaErkan Akın efendiliği, sevecenliği, tüm hücrelerini kapsayan insani elektronları, yoğrulduğu Manavgat kültürü ve o kültürü diğer kültürlerle kaynaştırarak belirlediği yaşam felsefesiyle sanki insanlığa ders verir gibiydi.  Bir başka deyişle eğer dürüstlüğün heykeli yapılacak olsaydı mutlaka Erkan Akın’ın da bir heykeli yapılırdı.

 

Baba Hüseyin Avni Akın (Yüzbaşı) 1965 yılında 13. Dönem Antalya Milletvekili olarak Ankara’ya gittiğinde Erkan 16 yaşında bir delikanlı, 80 askeri darbe sonrası atamayla Manavgat belediye başkanlığı koltuğuna oturtulduğunda ise sevgili Erkan Ağabey 31 yaşında iş ve meslek sahibi bir mimar. Birçok kişi bu bağlantılar nedeniyle Erkan Ağabeyi şanslı gibi görse de o bu bağlantılarla anılmaktan pek hoşnut olmazdı. Omzunda bir şeref madalyası gibi taşıdığı “AKIN” soyadını ucuz siyasi ilişkilere ve rantçı anlayışa kurban edemezdi, etmedi de. Açıkça itiraf etmeliyim ki ben bile Erkan Akın’ın Yüzbaşının oğlu olduğunu onu tanıdıktan tam 10 yıl sonra öğrendim. Zaten o da oturduğumuz salaş mekânların sofralarında kendi ve ailesiyle ilgili az şey anlatırdı. Sohbet konularımız genellikle güzel sanatlar, müzik, felsefe ve insan olurdu.

İnsan olduğumuzu unuttuğumuz zamanlarlarda insan olduğumuzu hatırlamak için belki de bir araya geliyorduk… Çıkarsız, yüreğe işleyen bir beraberlikti bu.

Ölümünden yirmi gün önce yine bir araya geldik. Buluşma noktamız Emin Akın’ın Diş Park Kliniği idi. Sarıldık. Dudaklarından eksik etmediği tebessümüyle, “ babamla ilgili fotoğrafları arşivden çıkardım. Onunla ilgili anılarımı da notlar halinde yazmaya başladım. Seninle bir araya gelip kısa zamanda beraberce toparlayacağız ama şuan yoğun ve birazcıkta yorgunum. Böyle bir çalışma içerisinde olman ailem ve Manavgat adına beni gururlandırdı. Söz veriyorum kısa zamanda seni arayacağım” dedi.

Yine sarıldık, sımsıkı yürekten gelen istek ve sevgiyle sarıldık birbirimize. Nereden bilebilirdim ki bunun bir ‘vedalaşma’ sarılması olduğunu…

Bir insanın ruhuna inmeden, beyin kıvrımlarında dolanmadan onu es geçmek, bir yaşamı, bir destanı ve destansı bir yaşamı ıskalamak gibidir.

Ama ruhuna inip zamanı, iyiyi ve kötüyü paylaştığınız zaman artık o, damarlarınızda dolaşan kan, beyin kıvrımlarında dolaşan düşüncedir.

Bir yazardan okumuştum. Der ki; “varlığını hissettiğiniz insan sizin için yoktur; ancak yokluğunu hissettiğiniz insan sizin için vardır…”

Dostum, arkadaşım, ağabeyim Erkan Akın’ı son yolculuğuna uğurlarken birden sadece yüreğimde değil, dünyamda da büyük bir boşluk oldu.

Bu kadar yakın bir dost ölünce, insanın bir parçası da ölüyor.

Bir türlü gerçeği kabul edemiyor, onu hep uzun bir seyahate çıkmış gibi düşünüyorsun.

Seydiler Mezarlığında sanki bir rüya görmüştüm. Tanışmam, yeri geldiği zaman tartışmam, karşılıklı oturmamız,  iki kadeh atarken Müzeyyen Senar’dan dinlediğimiz, “ Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime / Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime / Perde-i zulmet çekilmiş korkarım istikbalime/ Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime”parçası, anılar silsilesi ve o anıların parçası olan dostunun toprağa verilişi… 
 

Sevgili Erkan Akın’la böyle bir şey yaşandı mı yoksa “rüyada gördüğüm rüyada mı kalacak…”

Ne olursa olsun,

O bir insan dostu, o ideallerinin dostu, o Manavgat’ın dostuydu…

En son da benim dostumdu.

 Yüreği öylesine geniş bir insanın sevgi kırıntısı bile diğer gönülleri doldurmaya yeterdi.

 Huzur içinde uyu…

 Bazı insanlar öldükten sonra yeniden doğarlar…

 Mekânın geniş, toprağın bol olsun…

 Allah’ın rahmeti üzerine olsun…

 

Erkan Ağabey, beraberce başlayıp sensiz devam etmek zorunda kalacağım babanız merhum Hüseyin Avni Akın (Yüzbaşı) ilgili yazıyı en kısa zamanda yazacak ve gelip başucunuzda size okuyacağım, söz veriyorum.

 

 

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
 ‘Sonbahar Şiir Gecesi’ duygulandırdı
‘Sonbahar Şiir Gecesi’ duygulandırdı
Vali Münir Karaloğlu Gazipaşa'yı ziyaret etti
Vali Münir Karaloğlu Gazipaşa'yı ziyaret etti