Advert

MURAT ÖZDEN (MURAT AĞA)

Tarihin derin izlerini taşıyan antik bir kentte; Side’de çoğunluğu acılarla geçen Murat Özden’in bir asırlık ömrünün kısacık hikâyesidir.

MURAT ÖZDEN (MURAT AĞA)
Bu içerik 118 kez okundu.
Advert

1913 yılında Selimiye Köyü’nde (SİDE) doğan ve 2013 yılının 1 Mayıs günü hakkın rahmetine kavuşan Murat Ağa’nın yüzyıllık yaşamına sığdırdığı hüzünlerinin, acılarının ve de mutluluklarının resim karelerinin tutsaklığından kurtularak günümüze yansıyan özetlenmiş yaşam hikâyesidir. Bu hikâyede tanıklar, anlatıcılar ve uzun soluklu araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilerin tarihsel süreç içerisindeki değişimlerin direkt olarak insana yansıması vardır. Bu yansımaların garip ya da şaşırtıcı gelmemesi ve daha iyi kavranabilmesi için Side’nin tarihini kısaca hatırlamakta sanırım yarar var.

 

SİDE’NİN BİR DİĞER ADI: YANMIŞ ANTALYA

Side, tarihin derin izlerini taşıyan bir kenttir. Hititler, Lidyalılar, Yunanlılar (Helen), Persler, Romalılar ve Suriye Krallığının hüküm sürdüğü zengin bir liman kentidir. Side Limanı özellikle köle transferlerinin yapıldığı önemli bir ticaret merkezidir. Side’nin zengin ve parlak bu dönemi aynı zamanda 2. Yüzyıl boyunca bilim ve kültür merkeziydi. Suriye krallarından VII. Antiokhos, takta geçmeden önce burada eğitim gördü. Kral olduğu zaman (MÖ 138) Sidetes adını aldı. Bu devre kadar başta Athena ve Apollon olmak üzere Afrodit, Ares, Asklepios, Hegeia, Kharitler, Demeter, Dionisos, Hermes gibi birçok tanrıya inanıp tapan Sideliler 4’üncü yüzyılda Hıristiyanlaşmaya başlamışlardır. Bu gelişim 7. ve 9.  Yüzyıllarda gerek Arap akınları gerek doğal afetler nedeniyle Side çok büyük göç vermiş ve hatta kent boşalmıştır. Tarihçiler Side’yi anlatırken bu yılları “Yanmış Antalya” olarak tabir etmişlerdir. 13. yüzyılda Selçukluların 14. yüzyılda ise Hamitoğulları Beyliği ve Tekelioğulları'nın egemenliği altına giren Side'de bu devirlerde yerleşim olmamıştır. 15. yüzyılda kesin olarak Türk topraklarına katılmıştır. Ancak ne Osmanlılar ne de Selçuklular Side'de oturmadıklarından, yarımada üzerinde Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait eserlere rastlanmaz. 1895-97 yılında Yunan ayaklanmasının sıçradığı Girit’ten kaçan Müslüman Türkler, yarımadanın uç kısmına bir köy kurularak Girit Adası'ndan gelen göçmenler buraya yerleştirilmişlerdir. Bugünkü köyün çekirdeğini oluşturan küçük köy zamanla tüm yarımadayı kaplamıştır. Antik yapılarıyla kendine özgü mimarisiyle, köy evlerinin bir arada bulunması sonradan"Selimiye" adını alan Side'nin turizme açılmasında büyük rol oynamıştır.

 

TEK ORTAK ÖZELLİKLERİ İSLAM DİNİ

Murat Özden’in annesi Emine Hanım 1895 yılında yani mübadeleden önce ailesiyle Girit’ten göç ederek Side’ye yerleştirilirler. Osmanlı aldığı bir kararla toprakları için Yunan çetelerle savaşan ailelerin kadın ve çocuklarını Akdeniz’e kıyısı olan Suriye-Libya- Antalya- Manavgat ve civar bölgelere savaştan çok fazla zarar görmesinler diye 1890’lı yıllardan başlayarak yerleştirmeye başlar.  Bu uygulama ailelerin parçalanmasına ve de bir kuşağın yitip gitmesine neden olur. Çünkü insanlar doğup büyüdükleri toprakları terk ederek hiç bilmedikleri, dilini bile konuşamadıkları topraklarda yaşamaya mecbur edilir. Bu insanların yerleştirildikleri topraklarda burada yaşayanlarla tek ortak özellikleri İslam ve onu yaşatan gelenekleri idi. Osmanlı’nın talimatıyla bölgeye hâkim olan Tugayoğulları beyliğine emir verilerek Side yarımadasında tek katlı 129 hane inşa ettirilir ve Girit’ten göçle gelen bu aileler burada barındırılır. Bunun karşılığında ise erkekler balıkçılıkla kadınlarda tarım işçisi olarak beyliğin adına boğaz tokluğunu çalıştırılır. İzole edilen ve gettolaşan bir toplum Gavur diye adlandırılarak kendi kültürleriyle baş başa yaşamak zorunda kalır.

 

BU EVLİLİKTEN ÜÇ ÇOCUKLARI OLUR

Türkçe konuşulmuyor. Dışarıdan kız alıp-vermek yok. Aynı şekilde kadınlarından biri bir Manavgatlıya sevdalanıp evlenme lüksüne sahip değil. Aynı durum erkekler içinde geçerli. Çünkü onlar, ne idiğü belirsiz gavur insanlardır. Yabanidirler ve Manavgatlıya layık değildirler. Uzun yıllar Türkçenin hemen hemen hiç konuşulmadığı bu dönem 1940-1950’li yıllara kadar devam eder. Bu şartlar altında Emine Hanım sürgünle geldiği bölgede kendisiyle aynı kaderi paylaşan Nusret Ali ile evlenir. Bu evlilikten biri erkek ikisi kız olmak üzere 3 çocukları dünyaya gelir.  Murat Ağa tek erkek olarak çocukların en büyüğüdür. Diğer iki kız kardeşleri ise, bugün hepimizin çok yakından tanıdığı merhum Süleyman Subaşı’nın hanımı Fatma Subaşı ile yine merhum Mustafa Yeşilipek’in hanımı Zeynep Yeşilipek dir. Zeynep Yeşilipek’in oğlu Side’nin sevilen isimlerinden Ali Yeşilipek dir. Fatma Hanımın oğlu ise siyaseten çok yakından tanıdığımız Aşık lakaplı Murat Subaşı dır. İsimlerini yazmadığımız diğer evlatlar alınmasınlar, buradaki amacımız Emine Hanımın çocukları ve torunlarının aile olarak kimler olduklarının bilinmesidir.

 

BEYİN BUYRUĞU FERMAN İDİ

Feodalizmin ağır baskıları yaşamlarının yüküne yük bindirmektedir. Artık 5 kişilik bir aile olmuşlardır ama yaşam koşulları çok kötüdür. Açlık, yokluk ve sefalet bellerini bükmektedir. Ağaların verdikleriyle yetinmek durumundadırlar. Ekecek toprakları yoktur. Ürün karşılığı marabalık yapmaktadırlar. Emek sömürüsü had safhadadır, haklarını arayacakları bir merci yoktur. Zaten onlar bu topraklara getirilmişlerdir ve söz söyleme hakları hiç mi hiç yoktur. Elektrik ve içme suları da bulunmamaktadır. Romalılardan kalma su kuyularından ki, bu kuyuların içerisinde çeşitli türde leşlerin olduğu biliniyor ve o kuyulardan sularını içmeye mecbur bırakılıyorlar. Cumhuriyet öncesi feodalizmin her türlü tacizine maruz kalarak sanki bu topraklara geldiklerine bin pişman edilerek hor ve hakir görülüyorlar. Ağalık düzeninin hakim kılındığı bu topraklarda reaya muamelesi gören bu insanlar, evleneceklerinde beylerden izin almak mecburiyetindedir. Beyin bu evliliğe izin vermesi için belirli kuralları vardır. Evlenecek kızlar, ağanın yatak odasından geçmek zorundadır. Belki de toplum bilimciler çok sonraları Feodalizmi tanımlarken; “Kız kızlığını ağa ağalığını kansız vermez” tanısını bu yaşamların örneklerinden alarak tanımlamışlardır.

 

CUMHURİYET AŞIĞI BİR ADAM

Murat Ağa’nın doğum yılı ve akabinde ki büyüme yılları ülkenin her bir karış toprağında savaşların yaşandığı yıllardır. İki yaşındayken patlak veren Çanakkale Savaşı ardından milli mücadele yılları ve nihayetinde ülkenin düşman istilasından temizlenerek bağımsızlığına kavuşması ve de Cumhuriyet’in ilan edilmesi. 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildiğinde Murat henüz 10 yaşındadır. Murat, zeki ve çalışkan bir çocuktur. Tahsili olmamasına rağmen ülkede değişen bir şeylerin var olduğunu hissetmektedir. Akşamları toplanılan köy kahvesinde masaların arasına sızarak büyüklerin anlattığı kahramanlık öykülerini can kulağıyla dinler ve o kahramanlardan biri olabilmek için büyüyüp hemen askere gitmek isterdi. O konuşmalarda ilk kez duyduğu Mustafa Kemal ismini son nefesini verdiği 2013 yılının 1 Mayıs gününe kadar ne unuttu, ne de yüreğinden ve beyninden sildi. Mustafa Kemal’in kurduğu Halk Fırkası’nın en yılmaz savunucusu oldu. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nde birbiri ardına yapılan devrimlerin doğal sonucu olarak kendi köy halkının kaderini de değiştireceğine yürekten inandı.  wwwkrat Parti’nin iktidarda olduğu yıllarda sonradan değiştirilen ismi ile CHP’li oluşunun çok sıkıntısını çekti ama bundan hiçbir zaman şikâyet etmedi. Çünkü o Atatürk’ün kurduğu partiye ihanet edemezdi ve nitekim de etmedi. Çocuklarına da Atatürk ve CHP sevgisini aşılayarak onurlu yaşamayı ve dik durmayı hep telkin etti.

 

ARAP CAFER’İN KÂHYA YARDIMCISI

Murat’ın zeki ve çalışkan kişiliği Tugayoğulları’nın bir numaralı kâhyası Sarılarlı Arap Cafer’in dikkatini çeker. Arap Cafer Murat’ı, Bey konağına taşıyarak yanına alır ve himayesinde kâhyalık yapar. Gözü kara ve çalışkan bir gençtir Giritli Murat. Gözü karalığı, atik ve çevikliği sayesinde çiftlikteki diğer kâhyalar arasında sivrilir. Arap Cafer’de bu delikanlıyı çok sever,  korur ve kollar. Murat, baba ve annesinin yaşadığı acıları biran olsun unutmaz. O yüzdende kendi sorumluluğunda çalışanlara bir baba, ağabey ve kardeş duygusuyla yaklaşır. Kendisini çalışanlara sevdirerek işlerin doğru ve zamanında yapılmasını sağlar. Söylemlerinde buyruk yoktur, insana dokunuş ve sevgi sözcükleri vardır. 18-19 yaşlarında kanı kaynayan delikanlı Murat’ın, Güneş ailesinin tek kız çocuğuna gönlü kayar. Sevdalanır.  Murat’ın sevdası onu durgunlaştırır. Yıldızlı gecelerde Girit esintisi taşıyan yanık ezgiler söyler. Başı dumanlıdır ama yaşamı boyunca sigara ve içki içmemiştir. Güneş ailesi tek kız çocuklarını bu delikanlıya yar etmek istemezler. Kızın 7 erkek kardeşi vardır ve gözlerini kız kardeşlerinden hiç ayırmazlar.

 

SEVDASI UĞRUNA HAPİS YATTI

Sevda yüreğe düşmeye görsün. Ferhat sevdiği kıza kavuşmak için dağları delmemiş miydi? Tahir, Zühre’sine kavuşabilmek için her türlü kavgayı göze almamış mıydı? Romalı komutan Antionius ve Kleopetra’nın büyük aşk yaşadıkları Side antik tiyatrosunun merdivenlerine oturmuş yıldızlı gök kubbenin altında bu aşkları düşünüyordu Murat. Efkârlanmıştı. Yüzünü denize doğru çevirerek çok uzaklarda yanıp sönen ışık kümesine bakakaldı. Acaba Girit’ten göç etmeselerdi yavuklusuna daha mı kolay kavuşurdu diye düşündü. O an yüreğinden gelen bir Girit türküsünün mısralarının dudaklarından döküldüğünü hissetti. “Al başımdan bu sevdayı götür yâre ver / Selanik içinde sela’m okunur /Selamın sadası cana dokunur / Gelin olanlara kına yakılır.” Bu böyle gitmeyecekti. O an kararını verdi, sevdiği kızı kaçıracaktı. Kaçırdı da. Tabancası belinde kızı eve getirdi. Ama bu uzun sürmedi kızın ailesi gelip kızlarını geri aldı. Kendisinden korkmuyordu. Köy yerinde iki büyük ailenin uzun yıllar sürecek bir savaşımından korkuyordu. Sevdasını yüreğine gömerek hemen askere gitti. Askere gidip geldikten sonra Güneş ailesinin daha önceki şikâyeti üzerine tutuklanarak cezaevine kondu. Sevdası uğruna hapis yatmanın doyumsuz tadına vardı. Bir insan sevdası ve idealleri uğruna hapis yatmayı göze alabiliyorsa o insan, insan olmanın vasıflarını yerine getirmiştir derdi, anılarını anlatırken.

100 YILLIK MÜCADELE DEVAM EDİYOR

Arap Cafer’in yardımı çalışma süresince biriktirdiği paralarla daha da ötesi kâhyası Arap Cafer’in girişimleriyle şu an Side Mezarlığı bitişiğindeki 4000 metrekare arsayı satın alır ve bunu irili ufaklı araziler takip eder. Kazandığı bütün parayı toprağa yatırır. Ekip süremediği tarları da köylülerine bir bedel talep etmeden kullanım izni verir. Ancak çok kısa bir süre sonra tek parti döneminin milli şefi İsmet İnönü’nün, Toprak Reformu kapsamında çıkarılan bir yasayla ülkenin birçok yerinde özellikle mübadele yoluyla göç etmiş topraksız köylülere ekecekleri oranda bedelsiz tapu verilir. Dönemin muhtarı tapu verilecek aileler listesine Murat Özden’in ismini yazmaz çünkü onun tapulu arsaları vardır. Bunun bir haksızlık olduğunu bas bas bağıran Murat Özden sesini kimseye duyuramaz. Ve o yıllardan günümüze kadar gelen zıtlaşmalar, siyasi görüş farklılıkları, kıskançlıklar ve adam kayırmacılıklara karşı mücadele etme azmini babasından oğlu Recep Özden devir alır. Side Prenses Otel’in hissedarlarından Recep Özden’e uğradıkları iddia edilen haksızlıkların neler olduğu konusunda konuşmasını ve anlatmasını istediğimde; babasının anısına saygısızlık etmeyeceğini, hukuka olan inancını henüz yitirmediğini, tapu kayıtları ile mahkeme kararlarının her şeyi açıkça ortaya koyduğu cevabını verdi.

 

ÖZEN VE AKDENİZ AİLELERİNİN

KIZLARI İLE EVLENİYOR

Askerliğini yaptığı dönem Murat Özden’in düşüncelerinin de evrim geçirmesine neden olur. Değişik kültürlerden gelen yaşıtlarıyla asker ocağında hayatın özünü kavramaya başlar. En önemlisi de okuma ve yazmayı öğrenir. Cumhuriyet’in 8. Yılıdır, ülke hızlı bir değişim süreci yaşıyor. Murat Özden’de bu değişimden nasibini alarak düşünce olarak büyüyor ve gelişmiş olarak askerlik sonrası köyüne dönüyor. Artık bir yuva kurma ve bir ailesi olma zamanıdır. Uzun yıllar Side’de Yalı Mahallesi Muhtarlığı yapan Şaban Özen’in halası Fatma Özen ile evlenir. Bu evliliklerinden 4 çocukları dünyaya gelir. Ancak eşi Fatma Özden lohusalık döneminde rahatsızlanarak hayata veda ediyor. 4 çocukla yapayalnız kalan Murat Özden, çocuklarına analık yapacak ve başını omzuna yaslayacak ikinci eşini Sorgun Köyü’nde bulacaktır. İkinci eşi, Sorgunlu Akdeniz ailesinin, Neşet Akdeniz’in ablası Emine Akdeniz’dir. Bu evlilikten de 5 çocukları oluyor ancak birini çok erken yaşta kaybediyorlar.

 

SİDE’DE ZEYTİNYAĞI FABRİKASI

Aile büyümüş sorumluluklar artmıştı. Çiftçilik yapar. Arazilerin büyük bir bölümüne zeytin fideleri diker. Zeytin ve zeytincilik ülkenin tarım politikasında önem verdiği bir unsurdur. Side yarımadasında Side Müzesi’nin hemen doğusunda yer alan parselde bir zeytinyağı fabrikası kurar. Ürettiklerinin yanı sıra üreticilerden aldığı zeytinleri burada işler. Murat Özden bölgede zeytinciliğin önemini kavrayan ve zeytinyağı imalathanesi açan belki ilk belki de ikinci müteşebbistir. Burada Barut ailesinin zeytin üzerine verdiği emekleri unutmamak gerekir. Murat Özden’in bir başka özelliği de “Bungalov evlerinin”turizme kazandırılarak ilk kez temelini atmış olmasıdır. Bugün bile hala mülkiyet kavgası devam eden eski Side Otel’in bulunduğu parselde bungalov evler yapan Murat Özden, sanki o yıllarda turizmim önemini kavrayarak bu yönde bir dizi atılımlar yapmıştır. Bu arazi zenginliği ve ticarete olan yatkınlığı ile süreç içerisinde Özden soyadı kullanılmaz olmuş ve Murat Ağa olarak anılmaya başlamıştır.

 

EĞİTİME PARA HARCAMAYI SEVERDİ

Murat Ağa, okuma yazmayı askerde öğrendiği için çocuklarının eğitimine ayrı bir önem vermiş, okumak isteyen çocuklarından da hiçbir şeyi esirgememiştir. Eli sıkı biri diye bilinen Murat Ağa, söz konusu eğitim olunca harcamalar yapmaktan çekinmemiştir. Başarılı bir öğrencilik dönemi geçiren oğlu Recep Özden’i bilgi ve görgüsünü arttırsın diye ta 1973’lerde Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine sorgusuz göndermiştir. Oğlu Recep Özden babasını ve o yılları anlatıyor:

 

DİK DURACAKSIN, EĞİLMEYECEKSİN

“ Babam, yaşamdan ürküp kaçmayacaksın. Dik duracaksın. Eğilmeyeceksin. En zorda kaldığınız anlarda bile size çıkan fatura ne olursa olsun ödeyin ama kimseden aman dilemeyin diye öğütler verirdi. Kendisi okuyamadığı için bizlerin okuması için çok çaba harcadı. Bizleri çok severdi ama sevgisini belli etmezdi. Otoriterdi. Aynı zamanda koruyucu kanatlarını ailesinin üzerinden hiç eksik etmezdi. Son nefesine kadar kendi yaşayamadıklarını çocuklarına yaşatmak için çaba sarf etti. Yer sofrasında birlikte oturur, beraberce yemek yenir ve nereye gidilecekse beraber gidilirdi. Gece hayatı yoktu. Akranlarıyla kahvede oturup sohbet etmeyi severdi. Bu sohbetlerin çoğunluğu Atatürk ve siyaset olurdu. Babam, iyi bir Atatürkçü ve CHP’li idi. CHP’li oluşunun acı ve sıkıntılarını çok çekti. Mağdur edildi. Gerçi bugün de durum pek farklı değil. Babamın zamanında yaşadığı mağduriyetleri evlatları olarak bizler yaşamaya devam ediyoruz. Kuvvetli bir aile yapısı vardı. Aileden kopup gitmelere kesinkes izin vermezdi. Ailenin şirketleşmesine ve kurumsallaşmasına özen gösterirdi. Bilgi birikimi, deneyimi ve ileriyi göme yeteneğinin bizi bugünlere getirdiği yadsınmaz bir gerçektir. Side’de şirketleşmeyip mal kavgasına düşen birçok ailenin parçalanıp ekonomik yönden yok olmalarına çok üzülürdü. Bize sık sık bu konuda öğütler verirdi. Yaşama sıkı sıkıya bağlıydı. Belki de yüz yıl yaşamasının sırrı buydu. Bu ülke nasıl ki Ata’sını kaybettikten sonra bir boşluğa düştüyse bizlerde babamızı kaybettikten sonra çok büyük bir boşluğa düştük. Sen rahat uyu Baba! Bize açtığın yolda sana layık olmak için mücadelemizi sürdüreceğimizden kuşkun olmasın! Seni çok özlüyoruz…”

 

YÜZYILLIK YAŞAM

YÜZYILLIK DEĞER

 

Murat Özden’in yaşamını araştırırken Marquez’in “Yüzyıllık Yalnızlık” adlı romanını dördüncü kez okumak zorunda kaldım. Romanda Maconda adlı bir kasabanın kuruluşundan gelişimine kadar geçen süreçte köklü bir ailenin yaşadığı sıkıntılar nasıl anlatılıyorsa Side’de Özden ve diğer ailelerin yaşadığı sıkıntılar arasında benzerlikler buldum. Murat Ağa’nın ve onun akranlarının Side’ye ve dolayısıyla Manavgat’a kattığı çok büyük değerler vardır. Bu kişiliklerin anıları önünde saygıyla eğilir ve yaşam denen olgunun ne hep gece ne de hep gündüz olduğu gerçeğini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini bir kez daha hatırlatırım. Ruhun şad, mekânın cennet olsun Murat Ağa…

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
AKP Kadın Kolları'ndan Sevgi Yolu Projesi
AKP Kadın Kolları'ndan Sevgi Yolu Projesi
Cildimizi kışın etkilerinden nasıl koruruz?
Cildimizi kışın etkilerinden nasıl koruruz?