Advert

DÜRÜSTLÜK VE TEVAZU ÖRNEĞİ BİR KİŞİLİK İBRAHİM SIRRI SÖZEN

2014 yerel seçim çalışmalarını takip ediyorum CHP’li Şükrü Sözen Evrenseki’de mahalle toplantısında halka hitap ederken; “Belediyecilik bizim genimizde var” diye bir cümle sarf etmişti. Seçim döneminin o kargaşasında böyle bir ifadeyi kullanmaya neden ger

DÜRÜSTLÜK VE TEVAZU ÖRNEĞİ BİR KİŞİLİK İBRAHİM SIRRI SÖZEN
Bu içerik 67 kez okundu.
Advert

Ve sonra…

 

Sözen’in bu söyleminden yola çıkarak önce dedesi Mehmet Şükrü Sözen’i ve babası İbrahim Sırrı Sözen’i araştırma fikri bende doğdu. Dede Şükrü Sözen, üç dönem belediye başkanlığı yapmış ve bir inat uğruna dördüncü dönem girdiği seçimide kazanmış ancak dördüncü dönem sürdürdüğü belediye başkanlığı görevinden bir süre sonra kendi isteğiyle ayrılmıştı. ( Geçen haftaki sayımızda tanıkların anlatımlarından yola çıkarak Mehmet Şükrü Sözen karakterini beğeninize sunmuştuk.) Mehmet Şükrü Sözen’i yazıpta 1984 yılında koltuğa oturan ve iki dönem belediye başkanlığı yapan İbrahim Sırrı Sözen’i yazmamak olur mu? Elbette olmazdı.

 

Erdem uğruna tüketilen ömürler

 

Bu karakterler nasıl erdem için bir ömür tüketmişlerse, bizler onların yaşamlarını ve düşüncelerinin doğruluklarını anlatmakla yükümlü olmalıyız. Gözümüzün önündeki örnekleri gelecek kuşaklara aktarmak onları sıcağı sıcağına örnek haline getirmeye çoğu zaman yatkın değil kafamız. Çünkü kendi tanıklığımıza güvenecek kadar bilgin ve yeterli değil dersek, yersiz söz etmiş oluruz. O kadar ki, bence en en çok bilinen, en gösterişsiz şeyleri kendi ışıklı yanlarından görebilirsek, onlardan doğanın en büyük mucizeleri, örneklerin en zenginleri çıkarılabilir, özellikle hizmetleri ve insan eylemleri konusunda. Babasından sonra oğlu İbrahim Sözen’e önce ailesini ve sonrasında Manavgat’ı parlatan bir ışık olarak bakılması ve hakkının verilmesi gerekir. Bugün onlar ve onlar gibi diğerleri Manavgat’a kazandırdıklarıyla yaşamımıza kolaylık sağlamışlarsa; bizlere düşen sadece minnet duymak olmalıdır.

 

Cumhuriyetin özgüveni ve anlayışıyla yetişti

 

İbrahim Sırrı Sözen 5 Şubat 1933 yılında Pazarcı Mahallesi’nde doğdu. Cumhuriyet kurulduktan on yıl sonra dünyaya gelmesi ve o dönemlerde Cumhuriyet rejimini savunan aynı zamanda Cumhuriyet’in ülkeyi dönüştürdüğü yeniliklerin etkisini ve desteğini bünyesinde barındıran aile ortamında yetişti. Bundan dolayıdır ki ilkokul yıllarında Onuncu Yıl Marşı’nı yürekten okuyarak o değeri hissettirirdi. Güzel Türkçesi ve hitabeti resmi bayramlarda ve etkinliklerde onu aranan biri yapardı. Manavgat adına şiir okumak ve konuşma yapmak onun becerisi ve göreviydi. Babasının da iyi bir hatip olduğu bilindiğinden Sözenlerinkonuşma kabiliyetlerinin nereden geldiğini sanırım  daha iyi anlamış oluruz. Sözen ile birlikte yaşayan onunla birlikte görev almış, hizmetlerde bulunmuş, siyaset yapmış yaşayan bu kadar önemli tanıklar varken sığınacağımız tek liman bu tanıkların anlattıkları olacaktır.

 

Sözü Yalçın Sözen’e bırakalım:

Dünya klasiklerini ezberlemişti

 

“Merhum abim okumayı çok severdi. Kahve kültürü hiç yoktu. Çocukluk yıllarımızda bizlere verilen harçlıklarla bizler eğlenceye para harcarken ağabeyim, eline geçen para ile kitap, mecmua alır ve onları itina ile saklardı. Bundan dolayıdır ki elinde çok zengin bir kütüphanesi vardı. Yaşıtların göre daha atılgan ve ileri görüşlüydü. Bu cesareti ve konuşma kabiliyeti ile bütün resmi bayramlarda ve törenlerde Manavgat adına kürsüye çıkar şiirler okur ve konuşmalar yapardı. Babamızın belediye başkanlığı döneminde çiftlik işleri ile uğraşmaya pek zamanı olmadığından bu işleri yapan annemize yardımcı olurdu. Ağabeyim okuduğu yayınlar neticesinde ekonomiyi iyi takip eder ve bu gelişmeleri uygulamaya gayret ederdi. Çiftçiliğimizi nasıl geliştirebiliriz düşüncesine kafa yorardı. O kadar ileri görüşlüydü ki daha on yedi yaşında tekstilin ülke tarımına getireceği zenginliği hesaplar ve daha çok alana pamuk ekebilmemiz için babama ve aile bireylerine mantıklı açıklamalarını yapar ve istediği sonucu alırdı. Evlendikten sonra bile bir süre çiftçilik yaptı. Manavgat’ın tarımda söz sahibi olabilmesi ve Pazar payını arttırma düşüncesi ile diğer ileri gelen ailelerle ortaklıklar kurmaktan ve iş yapmaktan geri durmazdı. Bu düşüncesini paylaştığı Manavgat ileri gelenleri ile Manavgat Birliğini kurması da Manavgat adına bir zenginlik olarak değerlendirilir. Hatta pamuk ekiminin yan ürünlerinin de Manavgat’ta imal edilerek Pazar payını arttırması içinde şuan atıl durumda bulunan Sorgun’da ki yeri satın alır ve pamuk çırcır fabrikası kurar. Bununlada yetinmeyerek kereste atölyesi kurup daha o yıllarda çeşitli ülkelere çam ve katran tomruğu sevkiyatını iş ortakları ile birlikte yapar. Manavgat o yıllarda yeni yeni ticaretle tanışır ve kooperatif bağlamında çok ortaklı kurulan bu şirketler daha geniş alanlara yayılarak bir bakıma Manavgat ailelerinin zenginleştirilmesi hedeflenir. Antalya’da kurulan yağ sanayi ile Aksu’da dönemine göre Türkiye’nin en büyük tavuk çiftliğini kurmaları bunun en belirgin özelliğidir. ( Zeytinciliğin temelinin atıldığı yıllardı)Babamın belediye başkanlığı dönemindeki hizmetleri ve ağabeyim İbrahim’in ticaretteki bu başarısı Manavgat’ın ileriye taşınması açısından abime bazı sorumluluklar yüklemişti. İş yaptığı arkadaşları ve Manavgat halkının ısrarı üzerine sorumluluk alarak siyasete girdi. Rahmetli babam gibi ağabeyimde paraya değer vermez belediyeden aldığı başkanlık maaşını da kuruşuna dokunmadan çaycıya verirdi. İki dönem yaptığı belediye başkanlığında ki bu on senelik bir süre demektir 410 Lira olan maaşına hiçbir şekilde zam yaptırmadı. Ağabeyim Manavgat ve çevresinde yaşayan her kim olursa olsun insanlara o kadar düşkündü ki kimsenin kimseye hakkının geçmemesi için büyük gayret ederdi. Ondan önceki belediye başkanı Yüzbaşı Hüseyin Avni Akın’ın D 400 çevreyolu üzerindeki yol yapımı ile ilgili makamlara vermiş olduğu dilekçenin yatırım planına alınmasından sonra yapımına ağabeyimin belediye başkanlığı döneminde başlandı. Ancak onaylanan projedeki köprünün, ırmakta geçimlerini sağlayan botların geçişine engel teşkil ettiği için bir plan değişikliği yaparak mevcut projenin değiştirilmesi için uzun süre mücadele etti.

 

Bunu açıklarken de “ben bu ırmaktan ekmek yiyen insanların vebalini üzerime alamam. Çünkü köprü çok alçaktır. Ve buradan botlar geçemez. Bu da insanları aç ve ekmeksiz bırakmak anlamına gelir ki Manavgat’ın boğazla olan irtibatını keser. Bundan dolayıdır ki, o köprünün bu şekilde yapılmasının bir anlamı kalamaz” diyerek karşı çıkar. Verdiği uzun uğraşlar Ankara’da bürokraside kurduğu iyi ilişkiler neticesinde botların altından rahatlıkla yüzebileceği şuanki mevcut köprüyü yaptırır. Ağabeyim çok sevecendi. Çalışma arkadaşlarını ve özellikle belediye personeline laf söyletmez ve korurdu. Ülkenin ekonomik kriz yaşadığı dönemlerde İller Bankası’ndan belediyeye aktarılacak para geciktiği zaman personelini mağdur etmemek için arsasını satar ve memurların maaşını öderdi. Hatta bu konuyla ilgili birgün merhum yengemle ufak bir tartışmasına da şahit oldum. 

 

 

 

 

Bizim ailemize yakışmaz hanım!

 

“Yengem ağabeyim İbrahim’e sen ne yapıyorsun bak çocuklarımız büyüyor. Yarın birgün okula gidecekler onlara bir sürü para lazım olacak. Sende arsa satıp maaş almadığın belediye de bir de personelin maaşını ödüyorsun” diye çıkıştı. Ağabeyim gayet sakin zaten çok da sinirli bir insan değildi yengeme dönerek “hanım Allah’a binlerce şükür başımızı sokacak bir damımız ve karnımızı doyurabilecek bir gelirimiz var. Sadece maaşından başka bir şeyi olmayan bu insanları mağdur olarak görmek, ne atalarımın şanına nede belediye başkanlığı anlayışıma sığmaz” diye cevap verir. (Bu benim abimden aldığım en önemli insanlık derslerinden biridir)

 

Dedikodudan nefret eder

 

Ağabeyim dedikodudan nefret eder, ailesine ve çocukları üzerine gelebilecek her türlü dedikoduyu önlemek için çeşitli çareler düşünürdü. Bundan dolayıdır ki belediye başkanlığı döneminde kan bağı olan hiçbir aile fertlerine ve akrabalarımıza belediyedeki ihalelere girmelerine izin vermez bu yöndeki tüm talepleri de geri çevirirdi. Bizlerin yaşça onlardan daha küçük ve onların delikanlı çağlarında olması nedeniyle geceleri genellikle Manavgat’ın ileri gelenleri evimizde toplanır hem ülke hem de Manvgat’ın sorunları masaya yatırılırdı. Ağabeyim iyi bir kitap okuyucusu olduğu kadar da iyi bir şairdi. Manavgat üzerine yazmış olduğu birçok şiiri bulunmaktadır. Babamdan sonra abimin yaptıkları hizmetler tabiki saymakla bitmez. Ama ben maddeler halinde buna birkaç örnek vermek isterim.

  1. Yüzlerce dönümlük Evrenseki’deki otel alanlarını Manavgat Belediyesi’ne kazandırdı.
  2. İkinci köprüyü projelendirip bütün itirazlara rağmen önündeki tepeyi yıkarak şimdiki İbrahim Sözen Caddesini çevre yoluna bağlayıp genişletti.
  3. Hemen hemen hiç olmayan alt yapı hizmetlerini tüm olanaksızlıklara rağmen başlatarak takip etti.
  4. Atıl durumdaki sanayiyi kaldırıp modern sanayi çarşısına çevirdi.
  5. 6 metre genişliğinde olan Büyükşelale yolunu bir kuruş bile ödemeden tatlı diliyle insanlarla konuşarak 20 metre genişliğine çıkardı.
  6. Atıl durumdaki su kuyularını kaldırtarak daha teknolojik ve modern yeni su kuyuları açtı.

 

Mekanı cennet olsun ağabeyimin o dönemde yaptığı hizmetlerin bugün aynı şevk ve başarı ile sürdüren onun yadiğarı  Şükrü Sözen’e babasının izinden gittiği için müteşekkirim”

 

Kızı Tülay Sözen Enhoş anlatıyor:

Bana bırakılan miras: O’nun kızı olmam

 

Şimdi anlatmaya çalışacağım kişi benim için bir baba olmaktan öte; ilk arkadaşım, yol göstericim ve en güvendiğim insandı. Şuanda en büyük zenginliğimin ve bana bırakılan en değerli mirasın “onun kızı”olmak olduğunu düşünüyorum. Bugün ne kadar çabalarsam çabalayayım onun hoşgörüsüyle, insan sevgisiyle, nezaketiyle toplumda yarattığı imajın çok kıyısında kalacağımı biliyorum. Bir evlat daha ne ister ki! Böyle bir babanın evladı olmayı her zaman gurula taşımaya çalışacağım…

 

Ben, edebiyat öğretmeni olmasaydım yine şiiri ve okumayı çok sevecektim. Çünkü, ilkokulda ilk şiirimi babamla birlikte ezberledim. Şiir ve kitap okuma zevkini o bana aşıladı. Sabahları yanına sokulduğumda ezbere bildiği “Fahriya Abla”dan, “Bingöl Çobanları”ndan mısralar okurdu. Okumaya ilk onun sayfaları sararmış kitaplarıyla başladım. Kendi şiir denemelerinden de örnekler okurdu zaman zaman. Hatırladığım bir şiirinden dörtlükleri buraya aktarmak istiyorum.

 

Manavgat

Yakın zamanda kurulmuş,

Tabiatın güzelliğini üzerine almış,

Akdeniz sahiline ün salmış,

Boyunda bir inci gibisin Manavgat.

 

Ortasından geçer yeşil ırmağı,

Etrafını sarmış zümrüt dağları,

Ovasında, öten bülbül yuvası

Eşin yoktur, cihan bilir Manavgat.

 

Dört mevsimin de bahardır.

Hele yeşil kırların…

Andırıyor bir cenneti

Sultan nevruz anların.

 

O, kendi hikâyesini, ne kadar çok okumak istediğini anlatırken, iyi yetişmenin sadece diplomalarla olmayacağının kanıtıydı gözümde. Ortaokuldan sonra, kardeşlerinin rahatsızlığı nedeniyle okuldan ayrılmak zorunda kalışını, yakın bir arkadaşının babası tarafından alınan Dünya Klasikleri Serisi’ni, arkadaşından alarak nasıl sözcük sözcük özümsediğini yazar ve kitap isimleriyle anlatırdı.

 

Yine ondan edindiğim bir başka alışkanlık da gazete okuma alışkanlığıydı. En yoğun dönemlerinde bile, dinlenmek için eve geldiği öğle kaçamaklarında getirdiği en az iki gazeteye mutlaka göz atar, akşam eve geldiğinde ise onları ayrıntıları ile okurdu.

 

Kutuplaşmalar toplumu bir yere götürmez

 

Toplumun çok gergin olduğu dönemlerden 1980 öncesinde, beni Ankara’ya okumaya gönderirken söylediği “Kutuplaşmaların toplumu hiçbir yere götürmeyip, insanları hoşgörüden uzaklaştırdığı” düşüncesi onun bana vermeye çalıştığı hayat felsefesinin de anahtarıydı.

İlk defa yaptığım, lapa lapa olmuş pirinç pilavını “Kızım bu çok güzel olmuş! Bir tabak daha istiyorum” sözleriyle nasıl kaşıkladığını, üniversite yıllarımda dönem notlarıma birlikte bakarken zayıflarımı istersem kolaylıkla verebileceğimi söyleyerek iyiliği karşısında nasıl ezildiğimi hiç unutmayacağım.

O hep gidip kalmak istediği Karadeniz yaylalarına gidemediği için ve onu daha fazla yanımızda hissedemediğimiz için de hep üzüleceğim.

 

Keyifli bir yemek yemek sanattır

 

Onunla birlikte hatırladığım bir başka özelliği de yemeği tutkuyla sevmesiydi. Gittiği her yerde en güzel yiyecekler nerede yapılıyorsa orayı mutlaka bilir, bu zevki çevresindekilerle de paylaşmak isterdi. Keyifli yemek yemeyi, bir sanat icra etmek gibi düşünürdü.

Onun belediye başkanlığı yaptığı yoğun dönemlerini ailecek bizim de paylaşmamaız mümkün değildi. Sabha yakın, yıkılan bir elektrik direği için kapımız çalınır ya da Ankara’dan gelen misafirleri, şeftali bahçemizin atmosferi içinde, annemin yaptığı sarma ve böreklerle ağırlardık. 

 

Paylaştıkça mutlu olurdu

 

Şeftali toplama günlerimizde şeftalilerin en güzellerinden yapılan kasalar babamın arabasına konulur ve sevdiği insanlara ulaştırılırdı. Çünkü o bahçede yetiştirdiği her meyve onun için gurur kaynağıydı. Toprakla uğraşmayı sever, yetiştirdiklerini paylaştıkça mutlu olurdu.

O makam arabasına zorunlu kalmadan bizi bindirmemeye çalışarak, halkın malını özel amaçları için kullanmanın yanlışlığını, özel günlerde kendisine gönderilen hediyelerin satılmasını sağlayıp parasını belediye kasasına kaydettirerek de dürüstlüğün önemini çocuklarının beynine kazıdı.

Maddi değerleri hiçbir zaman önemsemedi.

Bize çok değerli bir miras bıraktı, ismini bıraktı.

Arkasından söylenen güzel sözleri bıraktı. Bunun karşılığı hiçbir maddi değerle ölçülmez!

 

Şükrü Sözen: "Babam benim en büyük öğretmenimdi."

 

“Benim en büyük öğretmenim babamdı. Başımı omuzuna dayayıp çocukken yaptığımız konuşmaları hala çok özlüyorum. Onu kaybettiğimi asla düşünmedim. Aklıma bile getirmedim ve biliyorum ki o beni oradan izleyerek hata yapmamı engelliyor. Öğretmeye devam ediyor. Gerek amcam Yalçın Sözen gerek kızkardeşim Tülay Sözen Enhoş anılarnı sizlerle paylaşmışlardır. Ben tekrara düşmek istemiyorum, dedim ya benim en büyük öğretmenim babamdı. Ergenlik çağımızın heyecanları yaşımızda tartışmalarımız olurdu. Keşke bu tartışmaları bugün yapmamış olmayı çok isterdim ama giden zamanı geri getirmek mümkün olmuyor. ‘İleride sadece ileride baba olmanın ne demek olduğunu baba olunca daha iyi anlayacaksınız’ derdi. Tutamadığımız öğütlerinin birer birer karşımıza çıkması, bir rastlantı değil bilgeliğin ve yaşanmışlığın sonucudur. Halka yakın olmamızı, insanları karşılıksız sevmemizi, düşmüşe el uzatmamızı bizlere öğütlerken kendiside bize söylediklerinden farklı davranmazdı. Savunduğu düşüncelerle paralel yaşam tarzı onun taviz vermeyeceği gerçekliğiydi. Babamdan Allah razı olsun, ben daha beşikte iken okuduğu kitapların özetini kulağıma fısıldarmış. O çok hayran olduğu roman karakterlerinin tüm karakterlerinin benliğimi sarmalamasını anneme anlatırmış. Üzerimize çok titrerdi ama fazlada kısıtlamalar getirmezdi. Halkın ve doğanın yasaları içerisinde büyüyüp şekillenmemizi arzu ederdi. Dizinin dibine bizleri oturtur, “kimseleri hor görmeyin. Zengin-fakir ayrımı yapmadan insanların ortak bir değeri olduğunu sakın unutmayın. Aç kalmasını, zorluklara gögüs germesini yaşayarak öğrenin ki başınıza gelebilecek sorunlarla başa çıkabilesiniz” gibi öğütleriyle yaşamın çetin şartlarına hazır olmamızı isterdi. Babamın beni böyle büyütmekte bir başka maksadı daha vardı; beni halka bağlamak, bizden yardım bekleyen insanların haline ortak etmek istiyordu; gözlerimin bana sırtını çevirenlerden değil, kollarını açanlardan yana bakmasını daha doğru buluyordu. Bu düşünce ile bizleri düşkün insanlara bağlamak, borçlu bırakmak istedi. İstediği oldu:  İnsanlara kolayca bağlanabiliyorum. Bunu hem şerefli bir iş sayıyorum, hem de içimden öyle geliyor. Seni seviyor ve özlüyorum babacığım.”

 

Asım Bozkurt anlatıyor:

 

 

Hizmetleri ike kişiliği ile insan sevgisi ile yokluklar içerisinde imkansızları başarmasıyla bizlerin siyasi ideolü olan İbrahim Sırrı Sözen’in bütün bu özelliklerini iki kelime ile anlatmak sanırım doğru bir davranış olacaktır. Sözen’in öne çıkmış iki özelliği vardır. Dürüstlük ve tevazu. Dürüstükte örnek aldığım insanlardandı. Bugün maalesef siyasilerde göremediğimiz nezaketi İbrahim Sözen’in çocukla çocuk büyükle büyük olan ilişkisinde görmüş olmanın ……….

Belediyeciliği hizmetten öte bir görev anlayışı ile yürüten Sözen’i kaldırım çalışmalarında yol işçileri ile birlikte çalışırken yada bir mahallede patlamış su borularını tamir etmeye çalışan işçilerle birlikte vana sıkarken sıkça görürdük. Biriyle konuşurken rahmetli Ecevit gibi hep ceketini iliklerdi. Sanki elleri ceketinin düğmelerine yapışmış bir şekilde gezer hiç kimseye saygısızlık etmezdi. Eğilip bükülmez doğru bildiğinden hiçbir şekilde sapmazdı. İnsanların arkasından konuşmaz bir hatalarını gördüğünde direk yüzüne söylerdi. İlçe başkanlığı dönemimde bir hatam olduğunda yüzüme söyler ve beni uyarırdı. Birgün birlikte ben SHP İl Başkanı merhum Sözen’de belediye başkanı olarak katıldığımız il toplantsında milletvekilliği Manavgatlılar tarafından engellendiğini öne süren Alanyalı Mevlüt Güven söz alarak toplantıda bizim onun afişlerimizi yırttığını söyledi. Başkanla göz göze geldik. Bize gelen bu eleştiriye cevap vermek şart olmuştu. Ve cevap verme görevide bana düştü. Artık o an hangi hiddetle ve nasıl konuşmuşsam yerime oturduğumda Sözen’in; “ulan çocuk öğretsem bu kadar güzel konuşamazdın” demesi hala hatırımdadır. Bizler 68 kuşağından gelen kanı kaynayan gençler olarak o zamaki Manavgat’ta 12 Eylül öncesi sağ-sol çatışmalarının en yoğun yaşandığı ilçelerden biriydik. Yine okuldan Manavgat’a geldiğim bir dönemde köprü başında rutin hale gelen sağ-sol çatışmasının içerisinde kendimi buluvermiştim.

 

O zamanda Manavgat’ta Asım hoca diye namımız yayılmış ve İbrahim Sözen çevresine kim bu Asım hoca diye sürekli sorular sorarmış. Bu çatışmada polisler Nadir Sözen’i berdes etmiş emniyete götürmeye çalışırken Sözen’in polislere müdahale etmemesi üzerine hidetle yanına giderek, “Başkan başkan yiğenini götürüyorlar. Sende burada durmuş hiçbir şey yapmıyorsun.,” dediğimde birilerinin başkanın kulağına eğilerek “işte merak ettiğiniz Asım hoca bu delikanlı” dediklerinde tüm babacan tavırlarıyla yanağımı okşayarak “sen merak etme evladım biz nerede ne yapılması gerektiğini gayet iyi biliriz” diyerek bizleri rahatlatmıştır. Erken ölümü bizleri derinden yaraladı. Ve Manavgat’ta bir ilk olarak Antalya’dan getirttiğimiz belediye bandosu eşliğinde cenaze törenini gerçekleştirdik. Sonraki yıllarda yokluğunu çok hissettik. Çünkü o bizim babamız, ağabeyimiz ve yol göstericimizdi. Burada da bir itirafta bulunacağım Şükrü Sözen’in babasına zaafını en iyi bilenlerden biri olduğum için bazen siyasi tartışmalarında bu durumu Şükrü Sözen’e karşı kullanmaktanda çekinmem. Tartışmanın en hararetli yerinde Sözen’e ben senin babanla politika yaptım sen bana ne anlatıyorsun dediğimde ortan yumuşar ve anılar yolculuğuna çıkarak merhumla baş başa kalırdık. Sözen’in kızdığı zaman en şiddetli küfürü “senin gagana tükürürüm çocuk” derdi.

 

Mekanı cennet olsun.Türkiye’nin böyle değerli siyasetçilere her zmaan ihtiyacı olduğunu da bir kez daha hatırlatmak isterim. 

 

Akay Şenel anlatıyor:

 

 

Merhum Sözen ile en uzun çalışan bir teknik personel ve daha sonra siyasi rakip olarak meydanlara çıktığımızda birbirimize olan sevgi, saygı ve inancımızı hiçbir şekilde kaybetmedik. 12 Eylül öncesi yani 77-80 yılları arasında Yüzbaşı Hüseyin Avni Akın’ın belediye başkanlığı döneminde Manavgat Belediyesi İmar Müdürüydüm. 80 askeri darbesi sonrası bir süre belediye yönetimi askerlerin atadığı bir başkanla yürütüldü. CHP kapatılmış ve ardından SODEP kurulmuştu. 84 yılında İbrahim Sözen SODEP’den belediye başkanı seçilirken bende onun listesinden meclis üyesi seçilerek beraber çalışma imkanım oldu. Bu süreç içerisinde yapılan hizmetleri kardeşi Yalçın Sözen madde madde zaten sıralamış. Ben yapılanlardan ziyade onun insanlığına vurgu yapmak isterim.

 

89 seçimlerine kadar uyumlu bir şekilde çalıştık. Daha sonra SODEP’te kendi içinde parçalanarak SHP doğdu. 89 seçimlerine gidilirken ben Manavgat SHP ilçe başkanıydım. Halk tarafından sevilen sayılan ve yaptığı hizmetlerle tadir gören Sözen’i SHP Genel Merkezi’ne önererek ikinci dönem belediye başkanlığı için kolttuğa oturttum. Yakın tarih olduğu için o dönemler o dönemdeki sosyal beeldiyecilik anlayışı içerisinde Sözen’in yaptıkları aşikar ve kalıcı oldu. 94 seçimlerine gidilirken CHP yeniden kurulmuş ve Sözen’e yeniden aday olacakmısınız diye sorduğumuzda daha karar verme aşamasına gelmediğini, zamana ihtiyacı olduğunu ailesi ile fikir alışverişini yapacağını söyleyerek süre kazanmıştı.

 

Yaşı 50 ve üzeri olanlar o dönemlerde SHP ile CHP’nin iç çekişmelerinden ne kadar zarar görmüş olduğunu iyi hatırlarlar. Sözen’in kararını vermesini geciktirmesi dolayısıyla çevrem ve ailemin isteği ile be adaylığı CHP saflarında yer alarak açıkladım. Sözen’de bir süre sonra SHP’den adaylığını açıkladı. Belki o seçim atmosferi içerisinde birbirimize bazı laflar etmişsek de bunun siyaseten söylenmiş sözler olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekir. Bugün bile saygıyla andığım Sözen’in seçimi kaybetmesinden sonra beni kutlamasını beklemeden arıyarak evine misafir oldum kahvemizi içtik ve 10 yıllık tecrübesinden, bilgi ve becerisinden nasıl yararlanabilirim diye görüş alışverişinde bulunduk. Bugün belediye başkanından bugüne gelene kadar görev yapmış tüm belediye başkanlarına Manavgat’a kattıkları her değer için şükranlarımı sunmaktan onur duyduğumu bildirmek isterim.

 

Ruhu şad mekanı cennet olsun. 

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı