Advert

Çocukluğumuzun kupası: GAZOZ

Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in “Yüz Yıllık Yalnızlık” adlı romanını isterim ki Manavgat’ta okumayan kalmasın. Marquez, kitabında insanların, bir kentin gelişmesi adına köklerinden, geleneklerinden ve yaşam tar

Çocukluğumuzun kupası: GAZOZ
Bu içerik 122 kez okundu.
Advert

Bu yozlaşmaya direnç gösterip değerlerini korumak için mücadele eden kişi ya da kişiler mutlaka vardır. Bir kenti ayakta tutan en önemli unsur, o kentte yaşayan insanların değerlerine sahip çıkmalarıdır. Şimdi size “Manavgat Gazozu” dersem belki gençler için bir anlam ifade etmez ama 50 yaş ve üzeri Manavgatlıların anılarına dönerek hüzünlendiklerini tahmin edebilirim. Sorarım sizlere hangi birinizin gazoz ile ilgili bir anısı yok ki? Azime Şenel, Durgud Ergen gibi isimler hafızalarınızda çağrışımlar yapmıyor mu?

 

Manavgat’ta gazozun imparatoriçesi

Azime Şenel

 

Yıl 1960- 70. Manavgat’ta ırmak suyunun testilerle evlere taşınıp soğuk soğuk içildiği günler. Manavgat henüz buzla tanışmamıştı. Manavgat ırmağına fosseptikler salınmıyordu. Irmak kenarları Manavgatlıların buluşma noktalarıydı. Tarlalarından, pazarlardan yorgun argın dönen insanların ırmak kenarında aileleriyle yaptıkları piknikten öte bir tek eğlenceleri daha vardı, yazlık sinemalar. Uluçay ve Çağlayan. Hele birde megafon olmadığı için huniyi dudaklarına dayayarak oynayan filmlerin tanıtımını yapan Arap Kaya ile Arap Yeter’in kanıksanan sesleri. “Dikkat! Dikkat! Bu akşam Uluçay Sinemasında gözyaşlarınızın sel gibi akacağı hüzünlü bir aşkkk hikâyesi… Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun’dan‘Hıçkırık’ sizleri bekliyor. Mendil getirmeyi unutmayın…” Ve aralarda ırmak suyunun helkelere konularak soğutulan, merhum Azime Şenel’in ürettiği ‘Manavgat Gazozu.’ Manavgat’ın üretilen ilk yerli gazozu olması özelliğini taşıyan bu gazoz halk arasında çok sevilmiş ve halk arasında Çağlayan-Şelale Gazozu diye de adlandırılmıştır. Azime Şenel köprübaşındaki küçücük kulübesinde o dönemin şartlarına göre devrim niteliği taşıyan üretiminin Manavgat’taki girişimcilere ileride örnek olacağını belki düşünmemişti. Ama bildiği tek şey vardı Manavgat halkı gazozu sevmişti. Ve artık hazımsızlıkları için suya soda kütlesi atıp eritmek zorunda kalmıyorlardı.

 

Durgud Ergen

 

“Manavgat Gazozunun” halk tarafından rağbet görmesi üzerine ikinci bir gazoz üreticisi Sağır Derviş’in yerinde kurduğu imalathane ile üretime başladı. Merhum Durgud Ergen’in çocuklarına ki bu gazozları ırmak kenarlarında, yazlık sinemalarda helkeler içerisinde satmalarına rağmen gazozun adını sordum. Hatırlamadılar!.. Burada bizlere düşen merhum Ergen’in, Manavgat’ın ikinci gazoz üreticisi olarak tarihin sayfalarında yerini almasını sağlamak. Ruhun şad olsun Durgud Ergen. 

 

Gazozsuz Çocukluk Eksiktir…

 

“Affan Dede’ye para saydım

Sattı bana çocukluğumu…” diyordu Cahit Sıtkı Tarancı… Oysa çocukluğumuza yeniden dönmek için bir gazoz yeterlidir.

Yarım asrı devirmiş insanların ortak anısı “incir toplarken ağaçtan düşmek” ve “gazozuna maç”yapmaktır.

Yaşıtlarımız arasında ağaçtan düşmemiş ve bir maçta gazoz kazanmamış veya kaybetmemiş bir insan yoktur.

Gazozsun çocukluk eksiktir; paylaşılmaya değmez.

 

“Zaman makinesi” bir hayal ürünüdür. Oysa gazoz gerçektir. Bir gazoz şişesi ve tadı sizi alır yıllar öncesine götürür. O biz olduğumuz altın çağa…

Gazoz, çocuklar dolayısıyla mahalleler arasında birleştirici bir kültürdür. Çocukluk hırsı, para, pul hırsı değildir. Açık biçimde kendini ortaya koymadır. Spor yapıp eğlenirken kendini ortaya koyan çocuklar, bir gazoz şişesinin paydasında buluşurlardı.

Güneşe çıktığı zaman, gökyüzünün maviliğine ve genişliğine şaşarak bakan Nazım: “Bu anda ne düşmek dalgalara/ bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım/ Toprak, güneş ve ben…/ Bahtiyarım…” diye düşünürdü. Çocuklar mahalle aralarındaki boş arazilerde, ne geçim, ne ders, ne gelecek, ne kazanma ne de kaybetme hırsı o anda düşündükleri tek şey, lastik top ve gazoz.

Böyleydi gazoz.

Maçın sonunda gazozu içen çocuğun elde ettiği mutluluğu Brezilyalı efsane futbolcu Pele dahi elde edememiştir.

 

“Taso” çocuklar tarafından keşfedilmişti

 

Gazozun kapağı ayrı bir servetti.

“Tapa” çocuklar için sihirli bir sözcük ve servetti. Tapalar, taş ile dövülüp yassı hale getirildikten sonra ortasından ip geçirilir ve bir anlamda döner keski elde edilirdi.

Yuvarlak hale gelen gazoz kapaklarını yıllar sonra kendi çocuklarımız “taso” olarak oynayacaklardı.

“Taso” henüz Avrupa’dan ithal edilmeden önce biz çocuklar onu gazoz kapağından keşfetmiştik bile.

 

 

Birkijon…Birkikjon…Yüz…

 

Özellikle Torosların güneyinde oynanan en popüler gazoz oyunu, gazozu, köpürtüp taşırarak açmaktır.

Her ne hikmetse, avucumuz ne kadar küçük olursa olsun gazoz şişesi elimize sığardı.

Çocuklar korkunçtur. Fazıl Hüsnü Dağlarca tüm içtenliğiyle “Çocuklar Korkunç Allah’ım…” diye itiraf ederken mutlaka çocuk iddialarından söz ediyordur. İşte bu korkunç çocuklar, iddiaya girerler. Bir gazoz şişesini bir kere ters yüz ettikten sonra yüze kadar birer birer saydıktan sonra açıp gazozu köpürtme yarışıdır.

Birden yüze kadar öylesine hızla sayarlar ki, bir, iki, üç, dört…dokuz, on, derken deyişler değişir ve sayma bir ki jon’a dönüşür. Hızlıca, “birkijon, birkijon, birkijon yüz” deyip aniden açarlar, hiç kimse yüze kadar nasıl sayıldığını anlayamaz.

Kalpler ve gözler bir mabede bakar gibi gazoz şişesinde odaklanırdı.

 

Soğuk Gazüzzzz…

 

“Soğuk Gazüzzzz!..”

Beni en çok etkileyen seslerden biridir.

Ailecek gidilen yazlık sinemalarda, ara olur olmaz, teşrifatçıların, ellerindeki metal açacaklar ile cam şişelere “çın..çın…çınnn” vurup ardından;

“Soğuk Gazüzzz!” diye bağırmaları yaşantımın en özel anılarından biridir.

Sinemalar, kültürel kaynaşmaların odak noktalarıdır.

Gündüzden hazırlık yapılır, içimizdeki sevinci özenle saklar ve gideceğimiz sinemanın vereceği mutluğu günler öncesinden biriktirmeye başlardır.

Eş, dost, hısım, kız, kızan herkes sinemada buluşur.

Bir çocuğun yüreğinde sinema neyse, yetmiş yaşındaki dedenin yüreğinde de odur.

Bu kültürel paylaşımı kayıp mı ettik?

Artık hiçbir zaman elimize geçmeyecek bir altın Çağ’dan mı söz ediyoruz?

Belki;

Belki de yeniden keşfedeceğiz gazozu.

Keşfetmeliyiz de…

Çünkü gazoz kültürdür,

Ortak değerdir,

Birleştiricidir.

Bir gazozun başında insan olduğumuzu anımsarız.

Evet, yeniden keşfetmeli ve bu keşfin mutluluk denizinde çocuklarımızı yetiştirmeliyiz.

 

 

Teşekkürler

Ramazan Güçlü (ASGÜÇ)

 

Şifa doğal maden suyunu yaptığı yatırımlarla Manavgat’a kazandıran ve onu bir Manavgat markası yapma adına yoğun uğraş veren ASGÜÇ Gıda Tarım Nak. Tekst. İnş. Tur. San. Tic. Ltd. Şti. Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Güçlü’nün, ilk fabrikasyon Manavgat Gazozunu  (Akdeniz Gazozu) adı altında üreterek piyasaya sürmesini çok önemsiyorum. Akdeniz Gazozunu satış noktalarında gördüğüm anda anılarım beni dürttü. Hangi birine sevineceğimi şaşırdım. İnsanın anılarına dönmesi her ne kadar sevindirici olsa da Akdeniz Gazozunun bir Manavgat markası olması da bir o kadar sevindirici geldi bana.

Çünkü gazoz kültürdür,

Ortak değerdir,

Birleştiricidir.

Bir gazozun başında insan olduğumuzu anımsarız.

Evet, yeniden keşfetmeli ve bu keşfin mutluluk denizinde çocuklarımızı yetiştirmeliyiz.

 

Teşekkürler ASGÜÇ. Teşekkürler Ramazan Güçlü, Manavgat’a bu aidiyetlik duygusunu yaşattığınız için.

 

Bayramlarınızı Şifa ürünleri ve Akdeniz Gazozu ile tatlandırmanız dileğimizle, Mutlu Bayramlar.

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Konyaaltı Belediyesi barınağında 233 yeni doğum
Konyaaltı Belediyesi barınağında 233 yeni doğum
Asfaltta Muratpaşa imzası
Asfaltta Muratpaşa imzası