Advert

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ

BALIKÇI HİKÂYELERİ GALATASARAYLI MEHMET İLE OSMAN AĞA İki hafta önce kaleme aldığımız ve Manavgat'la özdeşleşmiş saygın isimlerden 'Çizmeli Emmi' lakaplı Mehmet Turgay'ın yaşam öyküsünün bir kesiti siz saygıdeğer okuyucularımızdan büyük ilgi gördü.

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ
Bu içerik 110 kez okundu.
Advert

Tanıkların anlattıklarından yola çıkarak yazdığımız bu hoş sohbet anılarda unuttuğumuz anları ve yanlışlarımızı düzelterek bizlerle paylaşan dostlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Bizler bir ilki başlatarak çıktığımız yolda bizleri örnek alarak bu yazın türünü geliştirecek genç arkadaşlarımıza yazınsal bir belge bırakmanın sadece mutluluğunu duyarız. Şimdiden bunu görev olarak algılayacak arkadaşlarımıza başarılar dileriz. Sizlerden gelen yoğun talep üzerine 1960’ların sonları ile1970’lerin başlarında balıkçılık yaparak geçimlerini sağlayan ,'Galatasaraylı Mehmet ile Osman Ağa'nın'birbirleriyle olan rekabetlerinin geniş espri anlayışları doğrultusunda nasıl sözcüklere dökülüp etraflarına neşe kaynağı oluşturduklarına tanıklık edeceğiz. Hikayemize başlamadan önce kahramanlarımızdan Mehmet Bey'in niçin Galatasaraylı lakabı ile anıldığını bir başka anlatımımızda ele alacağımızı hatırlatalım.

 

1960 yılının sonları                                                                                      

Manavgat 3-4 bin nüfuslu bir tarım kasabasıdır. Erkek nüfusun büyük çoğunluğu tarımla uğraşırken, denize sevdalı küçük bir azınlıkta balıkçılık yapardı. O yıllarda 15 adet balıkçı teknesi olduğu rivayet edilir. Manavgat'ın köylerinden ilçe merkezine doğru göçler yeni yeni başlamıştır. Manavgat doğumlu olmayan ve ilçede görev yapan devlet memurları yabancı olarak adlandırılır. Pamuk, susam ve yer fıstığı ekilen ürünlerin başında gelmektedir.

Manavgatlılar, musluk suyu daha tam teşekküllü evlere dağıtılmadığı için içme suyunu güğümler ve testiler kullanarak ırmaktan tedarik ederlerdi. Elektrik işine belediye bakardı ve bir motor vasıtası ile ilçeye elektrik verilmeye çalışılırdı. Motorun sık sık bozulması sonucunda Manavgat günlerce elektriksiz kalırdı o yüzden gece 12’den 10 dakika önce uyarı yapılır ve motor tam 12’de zınk diye durdurulurdu. Gecenin kopkoyu karanlığında insanların tek eğlencesi anlatılan hikayelerden ibaretti.

Yazları kavurucu sıcaklarda hali vakti yerinde olanlar, deniz ile nehrin buluştuğu Boğaz Mevkii'ne ahşaptan kulübeler yaparak hem denizden faydalanır hem de sıcaktan korunmaya çalışırlardı. Bir başka çardak kültürü de Sorgun Mahallesi’nin deniz kıyılarında oluşturulurdu. Manavgat’a köylerden göçen ve çiftçilikle uğraşan vatandaşlar da yaz aylarını köylerine yakın 'güzle' denilen arazilerde hasat kaldırıncaya kadar terk etmezlerdi. Çardak kültürü beraberinde bir takım zorluklarda getirirdi. Manavgat Irmağı'nın kışın taşma tehlikesinin hep var olması ve yaşanan hırsızlık olaylarından dolayı bu çardaklar kışın sökülerek Manavgat’a taşınırdı. Buralara ulaşım iki adet mavna ile yapılır ve Mavnalar boğaza göçenleri sabah ve akşam olmak üzere Manavgat’a taşırlardı. Ayrıca bu mavnalar inşaatların kum ihtiyacını da karşılarlardı.

Yaşamın kıyısında dolanıp duran bu insanların aralarında her biri nevi şahsına münhasır balıkçılarımız vardı. Geceleri balıkçılık yapan bu insanlar baragadi (parakete) ve ağ kullanarak mesleklerini icra ederlerdi. Denizin o bitip tükenmeyen ayazı ve tüketilen alkol bu güzel insanların çok genç sayılabilecek bir yaşta aramızdan erkenden ayrılmalarına neden oldu. Balıkçı Vahit Amca, Arap Yeter ve Kaya, Yazar Döner, Süleyman ve Ünver Usta, Kaptan Mustafa ilk akılımıza gelen isimler. Nur içinde yatsınlar. Mekanları cennet olsun.

 

O yalan bu yalan, fili yuttu bir yılan

buda mı yalan?

Denizin iyi olduğu günlerde balığa çıkan kahramanlarımız, Manavgat’a döndükleri zaman ırmağın doğu yakasında kordon denilen kesimde kahvelerin olduğu bölgeye kayıklarını demirleyerek ağlarını temizlerler ve avladıkları balıkları satarlardı. Öğleden sonraları ise avlanmak için bekledikleri zamana kadar koyu bir muhabbete koyulurlardı. Gençler bu sohbetleri ilgi ile izler, aşıkların atışması şeklinde geçen ve bolca atılan palavralara çoğunluk inanırdı.

Balıkçı hikâyelerinde iki isim ön plana çıkardı. Bunlardan biri Galatasaraylı Mehmet diğeri ise Osman Ağa’ydı. Galatasaraylı Mehmet hikâyesine başlarken gençler pür dikkat kesilirdi. Mehmet Ağa’nın akılda kalan en önemli hikâyesi sanırım okuyucularımızda da hoş bir tebessüm yaratacaktır.

Mehmet Ağa bir gün boğazda atma atar. Dirikefal balığının olduğu atmaya büyük bir balık takılır. Mehmet Ağa çeker balık gelmez, balık çeker Mehmet Ağa bırakmaz. En sonunda dalganın kıyısında Mehmet Ağa balığın kuyruğuna yapışır. Bu büyük bir köpek balığıdır. Balıkla mücadeleye başlayan Mehmet Ağa balığın kuyruğunu bırakmaz ve balıkla birlikte denize batar, çıkar. Köpekbalığı çok hızlı yüzmektedir ve nefes almak için deniz yüzeyine çıkarlar. Birde ne görsünler Kıbrıs’ta Girne kıyılarındadırlar. Daha 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı yapılmamıştır ve Rumlar, Mehmet Ağa’ya ateş açarlar. Balıkla birlikte Mehmet Ağa tekrar denize dalar. Balık Mehmet Ağa’yı aldığı yer olan boğaz kıyılarına geri bırakır. Mehmet Ağa’nın hikâyesi tamamlanmıştır. Dinleyenler daha öncede bu hikâyeye alışkın oldukları için gülmemek için kendilerini zor tutmalarına rağmen ciddiyetlerini muhafaza ederler.

Şimdi sıra Osman Ağa’dadır. Osman Ağa, Mehmet Ağa’dan aşağı mı kalacaktır. Bir gün Osman Ağa Kızılağaç köyünün açıklarında olta ile balık avlamaktadır. Uzaktan bir savaş uçağı sesi duyar. Uçak gittikçe alçalır. Osman Ağa birde ne görsün; uçağın motoru benzin kaçırmaktadır. Pilot pike yapar, yavaşlar ve Osman Ağa’ya şöyle seslenir; “Osman Ağa 16-17 anahtarın var mı?” Osman Ağa “var” der. Uçak tekrar anahtarı almak için yükselir. Daha sonra pilot tekrar alçalarak Osman Ağa’dan 16-17 anahtarı alır. Benzin kaçıran cıvatayı sıkar. Tekrar alçalarak anahtarı Osman Ağa’ya verir ve “teşekkürler Osman Ağa” der. Osman Ağa’nın da hikâyesi bitmiştir. Mehmet Ağa bu kadar da palavra atılmaz ki diye Osman Ağa’ya çıkışır. Osman Ağa lafın altında kalacak değildir. “Ulan sen köpekbalığı ile Kıbrıs’a kadar gidersin de, ben pilota bir anahtar mı veremeyeceğim” diyerek tartışma fitilini ateşler.

Güzel insanlardı. Çoğu genç yaşta bu dünyadan göçüp gitti. Aflarına sığınarak halen sağ olan Mehmet ve Osman Ağa’ya Allah’ta uzun ömürler diliyoruz. 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı