Advert

YEMİN VE BİR PARADOKS...

Yemin ediyorum, bir daha ettiğim yeminleri tutmayacağım... Bu güne kadar TBMM’sinde kaç milletvekili, “Cumhuriyetin temel ilkelerini korumak” için yemin etti. Şöyle bir liste verelim.

YEMİN VE BİR PARADOKS...
Bu içerik 162 kez okundu.
Advert

olmak üzere sadece Cumhuriyet tarihinin son 65 yılında 8 bin 534 milletvekili, TBMM’de yani halkın huzurunda yani halkın yüce meclisinde; “Cumhuriyetin temel ilkelerini koruyacaklarına Namus ve şerefleri üzerine “ yemin etti.

Başbakan ve bakanları ayrıca saymaya gerek yok.

65 yılda görev yapmış yaklaşık 8 bin milletvekili, sözlerinde durmuşlarsa, ülkenin bu hali ne?

Eğer ülkenin hali bu ise, o zaman bu yemin neden yapılıyor?

Yemini bozmak tutmaktan kolay geliyor olmalı. Çoğunlukta kolayı seçiyor.

Yemin, bazen insanın içindeki “çıkar” duygusu denilen şeytanla baş edebilmenin teminatıdır.

 

ÇIKAR DUYGUSU YEMİNİN ŞEYTANIDIR

 

Çıkar duygusu yeminin şeytanıdır. Bu şeytan çoğu zaman yemini alt eder.

 

Zaman zaman şu soru kafama takılır. Dinsel inançlara göre, her insanın sağ ve sol omzunda birer iyilik ve kötülük meleği var. Demek ki bu gün yaklaşık 14 milyar melek Tanrının emrinde. Mikail, Cebrail, İsrafil ve Azrail’de 4 melek. Yeryüzünde on binlerce, cami kilise, havra, tapınak; yüz binlerce her inançtan din adamı. Yani bu kadar geniş bir teşkilat... Ama şeytan tek başına… Bu devasa teşkilat, tek başına olan şeytanla baş edemiyor.

Bu soruyu bilgisine güvendiğim bir din adamına sormuştum. Yanıtı şuydu: Çünkü şeytan insanın içindedir.”

 

Laiklik, ülkenin bölünmez bütünlüğü gibi kavramların üzerine yemin edenler sonuçta, artık gizlemeden dış çevrelerin emir ve talimatları doğrultusunda kararlar almaya başladılar. Artık aldığımız nefes bile, talimatla belirlenecek.

Gerçekten bu yeminler niye yapıldı?

Şimdi paradoksumuzu ortaya atabiliriz. : “Yemin ediyorum, bir daha ettiğim yeminleri tutmayacağım.”

Bu paradoks, tartışmaya açıktır. Herkes fikrini söylesin.

 

Şimdi 550 Milletvekili şu yemini bir daha yapacaklar: Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, wwwkratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa'ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim…”

 

Bu andı içecek olanlara peşinen bir soru soracağım:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndan “Türk” kelimesini çıkaracaklar mı?

Türkiye’nin bölünmesi demek olan Kuzey Irak’taki Kürt Devletini tanıyacaklar mı?

Değiştirmeyi düşündükleri Anayasa üzerine ettikleri yemin ne kadar geçerli?

Şimdi Yeminin tarihinde kısa bir gezinti yapalım.

 

TANRILARA VERİLEN YEMİN

 

Truva Kralı Laomedon, düşmanlarından korunmak için ülkenin çevresine bir duvar yapmak ister ve Tanrı Appollon ile Tanrı Poseidon’la anlaşır. İş bittikten sonra söz verdiği ücreti ödemez. Olay vahim.

Yemini tutmayan Kral; alacaklı olan ise Tanrı…

Ücretini alamadığı için kafası bozulan Denizlerin Tanrısı Poseidon, bir deniz canavarı görevlendirerek, Truva’yı, (yemini tutmayan kralın ülkesini) kırıp geçirirken, Güneş ve Güzel sanatlar Tanrısı olan Apollon salgın hastalıklar gönderdi. (Bak sen şu işe, emeğinin karşılığını alamayınca, Güzel Sanatlar Tanrısı bile biyolojik silah kullanabilecek kadar öfkeleniyor)

Kral Laomedon, yenilgiyi kabul ediyor ve bu belalardan kurtulmak için ne yapılması gerektiğini soruyor; Tanrıların isteği çok kötü; “Kentin gençlerini canavara yem olmak üzere” istiyorlar.

Öykünün sonu önemli değil,

Kıssadan hisse: Yeminin gereğini yerine getirmeyen kralların işlediği bu günahın bedelini, ülkenin gençleri ödemektedir.

 

 YEMİN PROVOKASYONU

 

Battos Lidya kıyılarında oturan kendi halinde bir köylüdür. (Henüz Olympos; Tarım ya da Çevre ve Şehircilik Bakanlığının hışmına uğramamış) Tanrıların habercisi olan Hermes (bir anlamda Tanrılarla- Tanrılar; Tanrılarla- insanlar arasındaki haberci) yukarıda sözünü ettiğimiz güzel sanatlar Tanrısı Apollon’un sığırlarını çalar. Bildiğimiz hırsızlık...

İnsanların olduğu yerde insanlar, tanrıların olduğu yerde tanrılar hırsızlık yapar. Yakup’da kayınbabasının koyunlarını çalmıştı. Hatta Hz. Yakub’un karısı da kendi babasının aile putunu çalmıştı. (Bakınız Tevrat)

Sığırları kapıp dağlara götüren Hermes, Apollon’dan korkuyor.

Kendisi Tanrı ama malı çalınan da Tanrı. (Eğer halkın malını çalmış olsaydı korkmasına gerek yoktu.)

Hermes dağda karşılaştığı zavallı Battos’a, gördüklerini unutması karşılığında bir sığırı ona vereceğine söz verdi. (Yakalanan hırsızların tanıklara sus payı vermelerinin kökeni mitolojilerde varmış.)

Battos’da “görmedim, duymadım” diyerek bir sığır karşılığı susmaya razı oldu. Hermes çaldığı sığırları güvenceye aldıktan sonra içine bir kurt düştü. “Battos ya sözünde durmazsa?”

Tanrı ne de olsa; kılık değiştirip Battos’un yanına gidiyor ve kendini sürüsünü kaybetmiş ve onu arayan bir adam olarak tanıtıyor. Ve kaybettiği sürü hakkında bilgi verecek olursa ona büyük bir ödül vereceği vaadinde bulunuyor.

Zavallı köylü; yeminini bozmazsa bir sığır kazanacak ama bozarsa büyük bir ödül kazanacak.

Ödülü seçiyor.

Bu onun son seçimi oluyor ve öfkelenen Hermes onu bir kayaya dönüştürüyor.

Eğer her hangi bir yerde insana benzer bir kaya görürseniz bilin ki bu tanrıların hırsızlığına tanık olma şanssızlığına uğramış bir ölümlünün sonsuza kadar çekeceği cezanın simgesidir.

Hatta gördüğünüz kayaları çok iyi tanıdığınız bazı politikacılara benzetirseniz, hiç şaşırmayın; aklınıza bu öykü gelsin.

Kıssadan hisse; Tanrı kadar gücün yoksa ne hırsızlık yap ne de bir hırsızlığın tanığı ol. Taş kesilirsin alimallah. (Ya da karşılıklı olarak aklama/aklanma şansın olmazsa, soruşturma komisyonlarında alırsın soluğu)

Hisseden kıssa: eğer ruhunda hırsızlık varsa, günahını tanrıya yükleme.

 

AH ŞU YEMİNİNİ TUTMAYAN KRALLAR...

 

Girit’te tek başına iktidar olmak isteyen Minos’un Okyanus Tanrısı Poseidon ile arası iyi. Nasıl ki bizdeki iktidarların Washington’da biraderleri varsa, Minos’un da göklerde ve Okyanuslardaki biraderi Tanrı Poseidon.

Muhalifler, Minos’a iktidarı vermek istemezler. wwwkratik bir seçim isterler.

Öyle yağma yok!

Minos nasıl olsa Tanrılarla işi pişirmiştir. “Krallık bana Poseydon’un armağanıdır” der ve inanmaları için suların içinden kendiliğinden çıkacak bir boğayı kurban edeceğine yemin eder. Tabi Tanrı Poseidon ile anlaşma gereği, sular içerisinden bir boğa çıkarır ve bu mucize karşısında muhalifler Minos’un krallığını kabul ederler. (O zaman seçim sandığı olsaydı iktidar sandıktan çıkardı)

Gel gör ki boğa o kadar güzel ki, Minos, yeminini bozarak onu kurban etmekten vaz geçer ve kendine damızlık olarak saklar. (Teskere sözü verip de yerine getiremeyenler gibi yani.)

Şu Tanrının öfkesine bakın ki o boğa ve Minos’un başına gelenleri burada anlatmak istemiyorum. Basın ahlak kurallarına uygun düşmez. Merak edenler sorarsa anlatırım.

Kıssadan hisse: Krallığının varlık nedeni neyse, yokluğu da odur. Tanrı kendisine adanan kurbandan vaz geçer mi?

 

Hisseden Kıssa; Birader Bush oğlu Bush (Saygıdeğer Fikret Otyam’ın tanımıdır), Teskere olayına küstü, öfkelendi. Ama bu günlerde ılık rüzgârlar esiyor. Acaba, iktidar neyi “kurban” olarak söz verdi.

Yavaş yavaş belli olacak herhalde.

.

2. Bölümde “Yalan yere Yemin”, Tanrılar Adına Doğrulama” ve Çıkarlar olmasaydı

 

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
AKP Kadın Kolları'ndan Sevgi Yolu Projesi
AKP Kadın Kolları'ndan Sevgi Yolu Projesi
Cildimizi kışın etkilerinden nasıl koruruz?
Cildimizi kışın etkilerinden nasıl koruruz?