Advert

ÖZLENEN MASUMİYETTİR DÜRÜSTLÜKTÜR

Her Ramazan’da konuşmaya başlarız: “Nerede o eski Ramazanlar?” Ben çocukken bunu dedelerim yaşındaki insanlardan dinlerdim; şimdi biz yaştakilerde aynı şeyi söylüyoruz: “Nerede o eski Ramazanlar?”

ÖZLENEN MASUMİYETTİR DÜRÜSTLÜKTÜR
Bu içerik 308 kez okundu.
Advert

Ondan sonra soruyorum eski Ramazanların nesini özlüyorsunuz? Eskiyi özletecek neler eksik? Üç aşağı beş yukarı herkes başlıyor anlatmaya…

Şöyle sultan sofraları kurulur, böyle Hacivat ve karagöz oyunları sergilenir; Konakta bir araya gelinir, sazlar eşliğinde fasıllar yapılır; hep birlikte namaza durulur… Şöyle baklavalar, börekler, çörekler yenir… Ve ardından eklenir Ah! Ah! Nerede o eski ramazanlar…

 

Bu yaşıma değin ben, ne böyle bir Ramazan’a tanık oldum ne babamdan ne de dedemden böyle bir ramazan fasılları dinledim.

Benim çevremde – ki hatırı sayılır çevrem vardır – anlatıldığı gibi ramazanı yaşayan bir Allah’ın kuluna tanık olmadım.

Her halde bazıları açlıktan rüya görüyor.

Peki, yukarıda anlatıldığı gibi, börek, çörek, sultan sofraları ve konaklarda baklava ve eğlenceler yok muydu? Elbette vardı.

 

Nüfusun % 3 veya 4’ünün yaşadıkları halkın arasına efsane olarak yansıyor.

 

Tıpkı şimdi ayda 500 – 600 Bin TL maaşla televizyonlara çıkıp da ay sonunu dahi zor getiren, işçiye emekliye, işsize, ucuz çalıştırılan ve köle yerine konan türbanlı bacılara “tevekkül”, “sabır” ve “şükür dilemeyi” öğütlemek gibi…

 

Örneğin eski Ramazanlarda bu tip, ikiyüzlü, yalancı, inancını parayla satan, kendisi tok iken başkalarına açlığa tahammül etmeyi öğreten parazit tipler yoktu. Bu insanlığın yüz karası tiplere bakınca ben de yüksek sesle bağırıyorum “Ah! Ah! Nerede o eski Ramazanlar!”

 

Konaklarda yapılan ve fakirin fukaranın katıldığı, kapılarının açık olduğu konaklarmış?

Hani nerede?

 

Arkadaşlar, Allah’ın Evi sayılan Camilerimizin çevresini dahi sur gibi duvarlarla çevirmişler. Hangi mekânı kimden koruyorsunuz? Her camiinin farklı bir cemaati mi var veya olur olmaz diye addedilen halkın girmesinden mi korkuluyor? Halkın, iman mülkiyetinde olan camiinin, mülkiyeti ya bir imama veya bir cemaat mensuplarına verilmiş gibi kapatılmış.

Camiyi bile kapatan veya ayrıştıran zihniyet konakların kapısını mı açacak?

Konak kapı anahtarlarının sayısı ile belediye çadırlarının sayısı doğru orantılı olarak arttı.

Şimdi çadırlar kuruluyor her tarafa…

Kurulsun. Bunu alkışlıyorum. İhtiyacı olanların gelip iftarlarını orada yapmalarını ellerin patlayıncaya kadar alkışlıyorum… Bunlara bakınca “Nerede o eski Ramazanlar?” demem. Eski Ramazanlarda belediyelerin çadırlarda iftar verdiklerini görmemiştim. Bu iyi.

 

ÖZLENEN İYİ NİYETTİR

 

Ancak ve Ancak…

Kardeşim, herkes kendi vicdanına sorsun, resmi bir kurum iftar verdiği zaman önce ihtiyacı olmayanların, amirleri görsün diye başköşeye kurulmalarını görünce hemen başlıyorum: Nerede o eski Ramazanlar?”

Bana eski Ramazanları özleten bu günkü davranışlardır.

Özletmeyen de bu günkü davranışlardır.

Davranışlarda, Masumiyet, iyi niyet, temizlik, vicdan hala korunuyorsa neden özleyeyim ki?

Benim yaşadığım Ramazanlar’da “sınıf farkı” bu denli keskin değildi.

İki sınıf vardı: Sultan Sofrasında olanlar ve olmayanlar. Sultan sofrasında olmayan her yüz kişiden 96’sının yaşam düzeyleri arasında fark yoktu.

Ağası da ırgatı da sabah aynı şeylerle kahvaltı yapar, aynı akşam yemeğini yer, aynı lastik ayakkabıyı giyerdi. Okula gittiğiniz zaman zenginlik veya fakirlik çocukların çanta, kıyafet, alet edevat veya parasından anlaşılmazdı. Bir çocuğun diğer çocuğu kıskanacağı tek şey karne notlarıydı.

Halkımız henüz, adına emperyalist denilen, iletişim, banka, teknoloji canavarlarına kurban edilmemişti.

Böyle bir ortamı kim özlemez ki…

Henüz tüketim çılgınlığı diye bir akıl hastalığının icat edilmediği dönemlerdi. İnsanların, kendi hırslarına kurban olmadığı, bahçesinde ürettiği mahsullerle geçindiği yıllardı.

 

Özlenen Ramazanlar değil; özlenen o ortamlar ve o yaşam biçimiydi.

 

Saman ile tavuk etinin lezzetini birbirinden ayırt ettiğimiz yıllarda, samanı da, tavuğu da bahçemizde ve kümesimizde yetiştiriyorduk.

Şimdi tavuğun civciv çıkaran yumurtasını İsrail’den samanı da başka ülkelerden ithal ediyoruz. Sümerbank kıyafetlerimizi çağdışı görenler, yakalarında ve bilmem nerelerinde yabancı damgalı kıyafetlerle gezmeyi, adamlığın bir ölçüsü sayıyorlar.

Ah! Ah! Nerede o eski Ramazanlar…

Sofralarımızda belki bulgur pilavı ve ayran olurdu ama ayranımız, bahçemizde adını “çiğdem” koyduğumuz ineğin sütünden, pilavımız ise komşumuzun buğday tarlasından gelirdi.

Mis gibi toprak kokardı,

Ana kokardı

Anadolu kokardı…

Asla ve asla, yolsuzluk, pislik, hırsızlık, beceriksizlik, kişiliksizlik, tutsaklık, yabancıya özlem, aşağılık kompleksi kokmazdı…

O kokular halktı o kokular Anadolu’ydu. 

 

Biz o Anadolu’yu, o insanlığı, masumiyeti, paylaşım duygusunu, aynı yaprağın düşmesine hüzünlenen komşuları, birinin acısının diğerinin sevinci olmadığı dönemleri özlüyoruz. İnsanlığın bu değerlerine bakınca:

“Ah! Ah! Nerede o eski ramazanlar…”

 

 

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı