Advert

“Üniversite için cami önünde bile dilenirim”

Yağmurda yürümekten, ıslanmaktan hoşlanıyor. Yüzüne vuran yağmur tanelerini nefes almanın belirtileri olarak görüyor ve yaşamak denilen o kutsal varoluşa minnet duyuyor.

“Üniversite için cami önünde bile dilenirim”
Bu içerik 256 kez okundu.
Advert

Yağmurda yürümekten, ıslanmaktan hoşlanıyor. Yüzüne vuran yağmur tanelerini nefes almanın belirtileri olarak görüyor ve yaşamak denilen o kutsal varoluşa minnet duyuyor. Hele yağmur sonrası masmavi gökyüzünde dans eden renk cümbüşünün içine dalarak renkleri çoğaltmayı hayal ediyor. Zıt kutuplarda olunsa da, amaç insanın mutluluğu ise o mutluluğu çoğaltmanın yollarının aranmasına inanıyor. Her varlık için en değerli, en yüksek varlık kendininkidir. Başka varlıklarının değerini kendi varlığını temel alarak ölçer, ona göre yargılar verir. Bu temel yargılar olmadıkça hayal gücümüz iş görmez. Başka bir çıkış noktası yaratamaz. Kendimizin dışına ötesine gidemeyiz. Dr. Hüseyin Ziyaettin, kendisinin dışına ve ötesine gitmek için bu çorbada bir nebze de olsa benim de tuzum olsun diyenlerden. Hüseyin Ziyaettin’in Kadın Doğum Uzmanı unvanına şairliğini ve yazarlığını da eklediğimizde karşımıza, “yaşadığımız kente nasıl katkım olur” düşüncesiyle cebelleşen koskoca dünyası çıkar.

 

Hüseyin Ziyaettin’in ismini çok duyar olduk genellikle kültür ve edebiyat konusunda yapmış olduğunuz çalışmalarla Manavgat’ta bayağı konuşuluyorsunuz. Hüseyin Ziyaettin kimdir?

 

Öncelikle iyi insandır. Ben insanlığın dışında hiçbir unvanı ve sıfatı kabul etmiyorum. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanıyım. Bu benim mesleki bir kimliğim. Bundan ekmeğimi kazanıyorum. Ama benim özel ve sosyal bir kimliğim yok. Ben kendi çapımda içimden gelen duyguları, fikirleri, şiir tadında yazarak topluma katkı sağlamak isteyen belki bir mecnunum. Burada yazdığım şiirler, fikirler daha çok toplumun ortak noktaları, kaynaştırıcı. “Ben” değil de “biz” diyebilenlerin dünyasında yaşamak ve var olmak istiyorum. Bir ailenin, bir toplumun, hatta dünyanın da kurtuluşunun “biz” diyebilmenin gizinde var olduğuna inanıyorum.

 

20 yıldan bu yana Manavgat’ta kültürel anlamada ne gibi değişiklikler oldu? Neler gözlemlediniz?

 

20 yıl aslında çok büyük bir süre. Yaklaşık 21 yıldır bu kentte yaşıyorum. Bugün kitap yazan, resim yapan, heykel sanatıyla uğraşan, tiyatro yapan çok farklı insanlar var bu kentte. Ama bunlar gündeme getirilmiyor ve acısı da çalışma alanları bulamıyorlar. Sahip çıkılmama duygusuyla da kendi ölçeklerinde ne yapabilirler ona bakıyorlar. Geçmişten bugüne geldiğimizde hizmete giren Kültür Merkezi’ni” önemsediğimi belirtmeliyim. Çünkü geçmişte olmayan bir kültür merkezi insanların bir araya gelme isteklerini geriletmiştir. Kültür Merkezi’nin yapılmasından sonra hatta son 2-3 yıldan beri Manavgat’ta kültür ve sanata karşı bir açlık, bir ihtiyaç ve özellikle entelektüel kesimde bir şeyler yapabilme, kendilerini ifade edebilme duygusunun öne çıktığını görüyoruz. Bu bağlamda Manavgat’ın geleceği açısından çok umutluyum. Kültür ve sanat aslında insanları yaratmaya, hayal kurmaya yönlendirir ve farklı dünyalar yaratır. Manavgat’ta yaşamanın farklı bir ayrıcalık olduğu gibi.

 

Ama okuma alışkanlığı olmayan gazete bile okumayan biz gibi toplumlarda bu biraz Don Kişot vari bir çıkış olmuyor mu?

 

İnsanların kendini ifade edebilme becerisi var ise üzerlerine yakıştırılan tanımlamaların hiçbir önemi yoktur. Bizler bir şeyler yapabilmek için hemen hemen her şeyi devletten, ya da yerel yönetimlerden bekliyoruz. Önce bu kolaycılıktan kurtulmamız gerekir. Yerel dinamiklerimizi örgütleyerek yaptırım gücü olan halk kitlelerini arkasına almış STK’ları güçlendirmemiz lazım. Bürokratik kişiler bir emir komuta ile yönlendirildiği için herkes her yerde işini istediği gibi yapamayabilir. Halka düşen görev şu;  kültür-sanat hepimiz ortak noktası bunda ne var ki? Hepimiz öne çıkmalıyız. Herkes her şeyi biliyor ama Türk insanında şu var, yapmaktan korkuyor. Biz kalksın siyaset yapsın demiyoruz onu isteyen yapsın. Ama kültür-sanat üzerine zenginleşebiliriz. Bir çocuk bana gelsin desin ben kitap çıkaracağım cebimde param yok desin ben onun çıkaracağı kitaba yardımcı olurum. Bu kadar açık söylüyorum. Çünkü kültür ve sanat toplumu ilerletir. Son 1-2 senedir Manavgat bu yönde hızlı yol aldı. Bu da bizler için oldukça sevindirici.

 

Yazmak denen cehennem sizi bayağı sarmış hocam

 

Okumak bir sevdaysa yazmak bir aşktır. Bunu yazmaya başladığınız zaman anlıyorsunuz. Karşılığı olmasa da bir aşk. Zaten karşılığı olması da gerekmiyor. Türk insanında kalkınma dediğiniz zaman veya geri dönüşümü var mı dediğiniz zaman akla hemen para geliyor. 80-90 yaşında İnsanlara sormuşlar, dünyaya bir daha gelseniz neyiniz olsun istersiniz diye? Hiç kimse para dememiş. Demek ki en zengin insanla en fakir insan dünyaya gelirken çok param olsun demiyor. Daha çok beni anlasınlar diyor, daha çok seveyim diyor, daha çok âşık olayım daha çok hizmet edeyim diyor. Buda insanların ortak evrensel dili olan Edebiyatla mümkün.

 

Bu anlaşılmanın buluşma noktası Edebiyat mı hocam?

 

Kültür, sanat ve edebiyat. Biz kendimizi edebiyatla değerlendiriyoruz ama müzikte olabilir, tiyatro, sinema zaten kültür deyince hepsi olabilir. Bizim kültürümüz çok eski bir kültürdür. Fakat maalesef o kültürü değişik zamanlarda parçaladık. Avrupa’nın herhangi bir ülkesine gidin 500 yıl önce bir sokağa verilen ismin hala durduğunu görürsünüz. Bizde ise bir belediye geliyor sokağın adı değişiyor, öbür belediye geliyor sokağın adı değişiyor. Sen sokağın adını değiştirdiğin zaman o kültürle bağını koparıyorsun. Kültür bağımsız olmalı. Kültür şekillendirilemez çünkü kültür bir hayal gücünün ürünüdür. Kültüre siz müdahale etiğiniz ve şekillendirdiğiniz zaman zaten orda edebiyat gelişmez, müzik gelişmez. Bunlar gelişmeyince insan da gelişmez. Aslında siz sanatı öldürmekle bir insanı öldürüyorsunuz.

 

Üniversite olmazsa olmazımızdır

Kent kültürünün gelişmesinde üniversitenin payı büyük. Siz bir şehir düşünün üniversitesi, edebiyatı, sanatı, tiyatrosu yok. Siz sadece güneş satarak, kum satarak, deniz satarak nereye kadar yürütebilirsiniz ki bu işi. Şuanda Manavgat’ta elimizde iki tane değer var. Biri Şelale diğeri Side’deki Apollon Tapınağı. Peki, Side’deki Apollon Tapınağı’nı biz mi yaptık? Bizden binlerce yıl önce yaşamış insanlar yapmış. İyi ki yapmışlar. Biz hala o insanlardan ekmek yiyoruz. Şelale Allah’ın bir lütfü bir doğa harikası. Biz bunu ne nereye kadar pazarlayabiliriz? Ama bu bölgeden bir şair,  bir edebiyatçı, bir tiyatrocusu, bir sinemacısı çıkarsa bakın burası nasıl dünyanın kültür merkezi olur. Turizm ve kültür zaten birbirinden ayrı düşünülmemesi gereken bir kavram olmalı.

 

 

Çıkacak romanınızın tüm gelirini Üniversiteye bağışlama sözü verdiniz

 

Manavgatlılar buluşmasında Mustafa Keçer hocamın yaptığı konuşma beni çok etkiledi. Üniversite yapımı için 2-3 hayırsever yerine Manavgat’ta yaşayan herkesin karınca kararınca fedakârlık yapması gerekir düşüncesindeyim. O yüzden gerçek bir olaydan yola çıkarak kurguladığım ve Nisan ayında piyasaya çıkacak kitabımın tüm gelirini üniversite yapımı için bağışlayacağım. Hatta bunun için düzenleyeceğim imza kampanyasında kitabı yayınlanmış yazar arkadaşlarım varsa aynı amaca hizmet etmek koşuluyla ortak hareket edebileceğimizi de söylüyorum. Manavgat’ın geleceği için Üniversitenin önemli olduğunun bilincindeyim. Burada yaşayan, ekmek yiyen bir vatandaş olarak bu konuyla ilgili bir asker gibi ama hangi görevi tevzi ederlerse seve seve yaparım. Hatta bunun için Cami önlerinde bile dilenirim.

 

 

Cami önlerine gidip gerçekten de yardım toplar mısınız?

 

Doktor kimliğimi nasıl inkar edemezsem, ağzımdan çıkan sözleri yerine getirememe gibi yada inkar etme gibi bir kişiliğe sahip değilim. Yeter ki bana desinler ki; “ Doktor, sen cami cami gezip üniversite için para toplayacaksın” gider toplarım. Kitaplarımla yardımcı olurum. Ben gönüllü bir kişiyim. Benim hiçbir vasfım yok benim gelecekle ilgili hiçbir beklentim de yok. Ne siyasi ne idari hiçbir beklentim yok. Ben bir bütünün peşindeyim, bir bütüne ait olmak istiyorum. Farkındalık yaratmak ve toplumu bu yönde tetiklemektir amacım.

 

Son söz

 

Manavgat’a hizmet edecek herkesten ricam bizim gibi vasfı olmayan insanları dikkate alsınlar. Benim bir vasfım yok ben doktorum, sadece özel muayenemde çalışıyorum. Ve bu konulara ilgi duyuyorum. Benim bilgim, hayalim içimde niye kalsın? Eğer yararlanabiliyorsanız yararlanın. Yararlanmayacaksanız da bu düşünceme saygı duyun ve hiç olmazsa bizleri dinleyerek yardımcı olun.

 

 

 

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Konyaaltı Belediyesi barınağında 233 yeni doğum
Konyaaltı Belediyesi barınağında 233 yeni doğum
Asfaltta Muratpaşa imzası
Asfaltta Muratpaşa imzası