Advert

GÜVEN(SİZ)SİNİZ...

Bir insana tamamen güvendiğinde iki sonuçtan birini elde edeceğin kesindir; ya hayat boyu bir dost ya da hayat boyu bir ders.

GÜVEN(SİZ)SİNİZ...
Bu içerik 1944 kez okundu.
Advert

Ağaçtan meyve bekliyorsan dalını, insandan sevgi bekliyorsan ‘güvenini’ kırma demiş Hakan Mengüç. Çünkü güven sevgiden önce gelir. Güven, insanları birbirine bağlayan ya da tamamen birbirinden ayıran çok ince bir çizgidir.

Bir insan güvenini kırdıysa eğer ona güvenmeye devam etsen de soru işaretlerinin ardı arkası kesilmez. Bir süre sonra Paranoid Kişilik Bozukluğu hastalığına bile sebep olabilir. Paranoid Kişilik Bozukluğu, kuşkuculuk, başkalarına karşı duyulan güvensizlik sonrasında agresiflik ve öfkeye hâkim olamama gibi sorunları beraberinde getirir.

Bu kadar önemli bir duyguyu bizler de basitleştiriyoruz aslında. Önemsemiyoruz…

Güvenini kıran insanı affettiğinde aynı hatayı tekrar yapmıyorsa bu onun onurlu ve gururlu aynı zamanda yaptığından pişman olduğunu gösterir. Fakat aynı hatayı farklı sebeplerle yapıyorsa bu da senin acizliğini gösterir.

Bazen sevgi güveni bastırsa da güven her zaman sevgiden önce gelir.

Daha açıklayıcı olmak için çok basit bir hikâye ile devam etmek istiyorum…

“Sabahın çok erken saatlerinde telefonunun çalmasıyla uyandı genç kız. Yarı uyanık açtı telefonu. Arayan genç kızın babaannesiydi. Karşıdan telaşlı ve ağlayan bir ses;

  • Alo! Kızım…

Sustu. Ağlamaya başladı. O kadar gerçekçiydi ki… Genç kız yıllardır görüşmediği babaannesine üzüldü o da telaşlandı. Toparlanarak yanıtladı;

  • Babaanneciğim. Neden ağlıyorsun ne oldu? Kötü bir şey olmamıştır umarım, lütfen ağlama ve anlat bana…

Babaannesi aynı telaşla anlatmaya başladı…

  • Kızım baban..
  • Ne oldu babama?
  • Babanı kaybettik… Baban öldü…

Genç kızın nefesi kesildi, gözyaşları bir anda sel oldu o an zaman durmuştu. Ani bir kararla telefonu kapatıp toparlandı ve kimseye bir şey söylemeden taksiye binip havaalanına gitti. Olaylar çok ani gelişiyordu. Taksideyken ilk uçağa biletini aldı, İstanbul’a gidiyordu. Uçağa bindi. Herkes ona bakıyordu ama genç kız kimseyi görmüyordu. Yataktan çıktığı gibi gitmişti. Değil insanların tuhaf bakışlarını önemsemek, nerede olduğunu, ne yaptığını da bilmiyor gibiydi. Sadece ağlıyordu. Yolculuk bir saat sürmüştü fakat sanki bir yıldan uzun bir süre gibi geçmişti genç kız için.

Uçaktan indiğinde bastığı yeri görmüyordu. Taksiye bindi ve babasının evine doğru gidiyorlardı. Taksici neden bu halde olduğunu ısrarla sorsa da genç kız konuşamıyordu belki de duymuyordu taksiciyi…

Taksiden indi. Karşısında duran kocaman binanın bahçe kapısına yaklaştı. Babası ile görüşmediği için içinde duyduğu pişmanlıkla kendini öldürmek istiyordu. Kapıya biraz daha yaklaştığında içerden kahkaha sesleri geliyordu. Önce şaşırdı, yanlış yere geldiğini düşündü. Birkaç adım geri gelip çocukluğunun küçük bir kısmının geçtiği o eve baktı. Hayır, doğru gelmişti ve o kahkaha sesleri de babasının bahçesinden geliyordu. Güçsüz bir şekilde kapıyı açtı, gözleri neredeyse görmüyordu artık.

O an gördükleri karşısında bir an için şaşırdı. Sonra hayal gördüğünü düşündü. Gözlerindeki yaşı kollarıyla sildikten sonra tekrar dikkatli bir şekilde baktı, hayır hayal değil gerçeğin ta kendisiydi…

Babası karşısındaydı. Ama babaannesinin o saatte arayıp babasının öldüğünü söylemesi, ağlaması, telaşı o kadar gerçekti ki kadın kendisi de öldüğünde inanmıştı adeta.

Babası, genç kıza doğru yaklaştı, sarılmak için koluna dokunduğunda, genç kız olduğu yere yığıldı…

Ayılıp, kendine geldiğinde 2 gün geçmişti. İki gün boyunca aldığı sakinleştiricilerin etkisiyle sadece gözünden yaş geliyordu. Ne bağırabiliyor, ne de hesap sorabiliyordu. Kolunu kaldıracak gücü yoktu. Genç kızın annesi aklını yitirmek üzereydi. Kızının nerede olduğunu bilmiyor, ona ulaşamıyordu.  Babası genç kızın annesini arayarak; ‘ Kızım beni özlemiş ve habersizce çıktı geldi, bir süre benimle kalacak’ demişti. Annesi inanmamıştı. Çünkü kızının defalarca babasıyla görüşmesi gerektiğini, ne olursa olsun onun babası olduğunu söylese de genç kız ağır tepkiler veriyordu. Genç kızın aklını yitirdiğine inanmıştı. Sürekli sakinleştirici alıyor, günler geçiyordu. Hiç mutlu değildi defalarca kaçmak istese de babası bir dakika peşinden ayrılmadığı için çabaları boşa gidiyordu. Tam bir yıl geçmişti ve genç kız artık umudunu kaybetmişti. Bir daha annesini de kardeşlerini de göremeyeceğini düşünerek intihar etmek istedi. Kapı çalıyordu. Sanki kapıda bir alacaklı vardı ve deli gibi vuruyordu kapıya..

Evet, alacaklı gelmişti. Genç kızın annesi yanında dört polis memuru ile birlikte kapıdaydı. Genç kızın velayeti annedeydi. Annenin, babayı mahkeme vermesi ve mahkemenin sonuçlanması tam bir yıl sürmüştü. Genç kız tüm olup bitenlerden habersiz annesinin boynuna atladı. Polisler babayı kelepçeyi takıp götürdüler. Anne ise kızıyla evlerine dönüp hayatlarına kaldıkları yerden devam ettiler”

Yazarken bile içimi parçalayan bu hikâye yaşanmış bir olay aslında. O genç kız bütün bunları yaşadıktan sonra hayata, insanlara karşı olan güvenini tamamen kaybetmiş ve yaşamış olmak için yaşıyordu artık. Hikâyenin devamında aradan yılar geçtikten sonra, yine aynı telaşlı ses ve yine aynı cümleler… ‘ Babanı kaybettik’. Genç kız derin bir kahkaha atıp telefonu kapatıp, uykusuna devam etti.

Birkaç gün sonra öğrendikleri karşısında ikinci bir şok yaşadı. Evet, babası gerçekten ölmüştü…

Bir insana tamamen güvendiğinde iki sonuçtan birini elde edeceğin kesindir; ya hayat boyu bir dost ya da hayat boyu bir ders.

Kendinize olan güveninizi kaybetmezseniz, dışarıya olan güven bağınız da bir o kadar sağlam olur.

UNUTMAYIN GÜVEN(SİZ)SİNİZ…

Sevgiyle kalın…

MANAVGAT manavgat haber
Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
CHP'li Budak: Hükümet'in ekonomi paketi sorun çözmez
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı
Manavgat Belediyesi'nden kent mobilyası imalatı